Eli Kalem Tutanlar !

Eli kalem tutanlar çok şey yapabilirler. Yalnız bir şartla; gerektiğinde kendileri ölmek, düşüncelerini et ve kanlarıyla beslemek, hak bildiklerini söylemekten çekinmemek şartıyla. Söz ve düşüncelerimiz ölü birer ceset gibidir. Onu ancak kanlarımızla besler ve gerektiğinde ALLAH yolunda ölürsek dipdiri ayağa kalkacak, canlılar arasında yaşayacaktır.

DEĞERLERDEN KOPUK MODERNİZM VE GİZLİ İLAHLIK

Modernlik, son derece kısa bir bilgilendirilmeden sonra, insanın
değerlerinden vazgeçebilme gücü olarak tarif edilmiştir. (Modern insanın ve
modernliğin bu tarifi, Arapların bu göz kamaştırıcı dünyaya katılmasındaki
başarısızlıktan bahseden bir kitapta mevcuttur).

Çok sayıda düşünür, modern insanın modernliğinde, çok hızlı bir değişim
gücünün gizli olduğu görüşündedir. Çünkü modern insan, madde açısından
olduğu gibi toplumsal, çevresel ve tarihsel şartlar açısından da, her şeyin
değiştiği (ki buna insan tabiatı da dahildir) bir çevrede yaşamaktadır.

Yine modernlik “akrabalık, kabile ve millet ilişkileri gibi en eski
(primordial) ilişkilerin, kullanılacak birer maddeye dönüşmesi” olarak tarif
edilmiştir.

Bütün bunlar son tahlilde, ortada değişmeyen sabit bir insan tabiatının
olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla ortada ortak bir insanlık da yoktur.
Çünkü eğer insan tabiatı zamana, mekana ve şartlara göre değişiyorsa, ayrı
mekanlardaki, zamanlardaki ve toplumlardaki değişim de farklı olacaktır.

Böylece merkezler, görüşler, bilgiler ve beklentiler de farklı olacak ve
mutlak veya kuşatıcı nispilik (görecelik) revaç bulacaktır. Bu durum insanî
diyalog ve ortak insanlık konusundaki bütün temelleri yerle bir ediyor.
Çünkü her insan topluluğu kendi zamanı ve mekanı içinde (kendine has)
alışkanlıklara sahip olacak ve hepsi, “küçük hikayeler” olarak
isimlendirilen durumun içine düşecektir. Yani her topluluk, hatta her birey,
kendine özgü görüş ve düşünce çerçevesinin (küçük hikaye) içinde hareket
edecektir. Çünkü büyük hikaye, yani bütün bu küçük hikayelerin bir düzen
içinde yer alacağı genel bir insanlık çerçevesi yoktur.
Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

İslâm Kıyafeti

HAZRET-İ Peygamber, hahamlar, papazlar, imamlar gibi bir “din adamı mıydı?” Elbette değildi. Zaten İslâm’da ruhbanlık ve ruhban sınıfı olmadığı için böyle bir soru yersiz ve saçmadır.

Peygamberin kim olduğunu bize en güzel ve en doğru şekilde Kur’an söylüyor: “Peygamber, sizin için çok güzel bir örnek ve modeldir.”

Peygamberimiz, diğer peygamberler gibi kendi muhitinin kılık ve kıyafetine bürünmüştür. Altıncı ve yedinci miladî asırlarda Hicaz Arapları nasıl giyinip kuşanıyorlarsa o da öyle giyinmiştir. Farz-ı muhal (olmaz ya) bu devirde gönderilmiş olsaydı Hicaz Arapları nasıl giyiniyorsa, öyle giyinecekti. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ailemiz | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

Bediüzzaman Bir Nur’cu Büyügü Degil,İslam Büyügüdür…

GERÇEK Nurculardan Vehbi Vakkasoğlu bey bundan bir yıl kadar önce ziyaretime gelmişti. Sohbet esnasında kendisine şöyle bir soru yönelttim: “Risale-i Nur camiasının 12 fırkaya veya şubeye ayrıldığı söyleniyor, doğru mu?” Vehbi bey acı bir gülümseme ile “Kaç 12” cevabını vermişti…

Bazı gazete ve dergi yazılarında, kitaplarda “Nurcular” ismiyle Türkiye’de sadece bir Nurcu cemaati olduğu kanaatini verecek ifadeler kullanılıyor; klâsik mânâda Nurcu olmayan bir cemaat Nurcu gösteriliyor.

Üstad Bediüzzaman hazretlerinin vefatından sonra maalesef Nurculuk camiasında birtakım bölünmeler olmuştur. Hattâ zaman zaman, kendilerine Nurcu diyen bazı şahıslar ve gruplar karşı karşıya gelmiştir.

Günümüzde bazı kimseler, kendilerine islâmî bir meşruiyet kazandırmak için Nurculuk kisve ve kimliğinin ardına saklanıyorlar. Nurculuğu iyice bilmeyen ve tanımayanlar da onlara kanıyor ve aldanıyor.

Bediüzzaman hazretleri tarafından kurulmuş olan Nurculuk hizmetinin ve hareketinin birtakım temel prensipleri vardır. Bunları sayayım: Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

En Güzel Devrim İslam’dır

“De ki: Yoğun çaba harcayınız. Sizin bu çabaları­nızı önce Allah, sonra
Resulü ve nihayet inanmış olanlar yakında değerlendirecektir. Sonra da hem
bu bilinen dünyayı hem de bilinmezler dünyasını birlikte denetleyene
iletileceksiniz de O, size harca­dığınız emek karşılığında elde
ettiklerinizi belgele­riyle haber vermiş olacaktır.” (Tevbe, 105)

“Ey Allah’ım, bütün sıkıntı ve üzüntülerden sana sığı­nırım. Acizlik ve
tembelikten de sana sığındığım gibi gi­rişim yeteneksizliği ve cimrilikten
de sana sığınırım. Ni­hayet ey Rabbim, dinin gücüne karşı üstün
gelinmesin­den ve kalburüstü kişilerin ezici baskısına sana sığını­rım.”

Resûlullah Muhammed Mustafa (s.a.v)’in dualarından örnekler. Bu örneklerin
insandaki şu zayıflık görüntülerine karşı devrim anlamı taşıdığını anlamıyor
musun? Sıkıntı, üzüntü ve tembellik, girişimsizlik ve cimrilik, din
duygusu­nun yenik düşmesi ve kalburüstü kişilerin ağır baskısına kar­şı
devrim değil midir?
Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Hasan EL BENNA | | Henüz Yorum Yok

ŞİRK SOSYOLOJİSİ

Şirk düzeninde tanrı ile mahluk arasında diya­lektik bir ilişki vardır.
Yaratılmış’m yarattığı tanrılar, halkın zihniyetinde yaratıcı rolünü
oynarlar. Yaratıcıla­rın, farklı dereceleri olduğu için yaratık düzeninin
çeşitli aşamalarında ‘muteber’, ‘mukaddes’, ‘gaybî’, ‘İlâhî’, ‘ezelî’ ve
‘tabi’ olarak yer alırlar.

Şu halde birkaç türlü şirk vardır:

Irkî şirk: Bu öyle bir şirktir ki, İran tanrısını Yunan tanrısından ayırır,
bu ikisinin tanrısını Hind tanrısı,dan ve her üçünü Çin tanrısından ayırır.
‘Vişno’ gibi, ‘Ahu-ramazda’ gibi, ‘Zeus’ gibi birbirinden ayrı ve farklı
olan bu değişik tanrılar, üç farklı ırk Hind, Çin, İran ve Yunan’ı, bunların
ayrılığını, bunlar arasındaki savaşı, as­lında tarihte ve her zaman için
onlar arasındaki zatî ve unsur farklılığını izah etmektedir. Öyle ki meselâ
İran, Yunan’la savaştığı zaman Zeûs ve Ahuramazda da bir­biriyle gökte
çekişirler. Yansımanın nasıl devam ettiğini görüyorsunuz. Veya Truva tanrısı
olan ‘Lâukon’ Atina ile savaşırsa, onların tanrıları da birbiriyle savaş ve
cihaddadırlar. ‘Zeûs’, ‘Truva’ halkına lanet yağdırır, kötülük eder. Bu
tanrılar, ırkî şirki, dinî olarak izah et­mektedir.

Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

Dinler Arası Diyalog

Bu faaliyetin, masum bir dini çaba değil, esasen ve bizatihi ‘ihanet’ olduğuna vurgu yaptım. Doğrusu hâlâ aynı kanaatteyim. Her ne kadar birileri bu olguyu ‘ihanet’le tavsif etmemizi yadırgamış olsa da açıkçası bu böyle…

Bu faaliyete sahip çıkanlar, hiç sıkılmadan, Hıristiyanlarla ‘itikatta müttefik!’ olduklarını söyleyebiliyorlar…
Varsın söylesinler, bizim kimsenin itikadına müdahil olmak gibi bir düşüncemiz yok, dileyen dilediği gibi inanır. Lakin bu birileri, iddialarını Müslümanlar nezdinde mühim bir şahsiyete dayandırdıkları izlenimi vererek bu ihaneti meşrulaştırmaya çalıştıklarında, işte o an buna müdahale hakkımız doğar. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Nihat NASIR | | Henüz Yorum Yok

Ruhun İzdüşümleri

İnsan üzerine, düşünmeye başladığımızda, insanın özünü belirginleştiren ruhu kavramadan, insan üzerine düşünme gerçekleşmez. Bunun farkında olarak bir düşünme gerçekleştirmeliyiz. Ruh soyut bir kavram olmaktan öte bir insani öz ve onu aşkın olan ile iletişime sokan tek kanal olarak belirginlik kazanır. Ruhun doğru anlaşılması aynı zamanda aşkın olanın doğası üzerine de bir fikir edinme imkanı sağlar. Aşk; bu üçgeninin tamamlanmasının bir sonucu ve/veya keşişimidir. Aşkın doğası üzerine düşünüm gerçekleştirerek bu üç saçayağı hakkında bir fikir edinebilir.Ruhun labirentlerinde gezinirken elde edeceğimiz tecrübeler üzerine bir hayat inşa etmek, doğru bir hayatın yaşanılır kılınmasında elzem bir durum olduğu ortadadır. Ruhun labirentlerinde kaybolmayı göze almak bir başlangıç olması açısından önemlidir. Ruhta kaybolmadan ruh üzerine bir tecrübe sahibi olmanın mümkünatı görünmemektedir. Kaybolmayı göze almadan bilmeyi düşünmek sağlıklı bir bakışı içermez. Labirent içinde labirent gezmenin fiyakası, yoldan çıkmanın hazırlık aşaması olarak anlaşılmayı beklemektedir. Ruhu keşfetmeden labirentleri içinde dolaşmanın, labirentleri içinde dolaşmadan ruhu keşfetmenin imkansızlığını belirtmenin önemi kaçınılmazdır.

Ruh nasıl kendini size bırakır sonrada terk eder? Bu bırakma ve terk etme sorununu çözemeden ruhun hakikati hakkında bir şeylere vakıf olmak önemsenmemelidir. Kendi üzerine bir düşünüm gerçekleştirmeden sağlıklı bir ruh analiz yapmak bizi yanlış yorumlara taşır. Ruhun aşkın olanla ilişkisini belirlemeden, aşkın olan ile bir tecrübeye sahip olmadan ruh hakkında bir bilgiyi ifade etmek zayiattandır. Ruhtaki her labirent kendisini farklı bir şekilde tezahür ettirir. Her tezahür de aslında yeni bir tecrübeyi beraberinde taşır. Tecrübeleri basamak yaparak ruhun labirentleri hakkında fikir ve bilgi edinme hakkını kullanmak, her labirentin taşıdığı tecrübeyi de ruh hakkında bir dolayımlanma ile bilgiye dönüştürme imkanı vardır. İmkanı olma ile onu dönüştürme her zaman birbirini tamamlamaz. Spekülatif bir bilginin taşıdığı bütün zorluklar ruhun labirentleri için de geçerlidir. Bu öznellik içinde kendi tecrübesine dayalı bir bilgilenme sürecini, başka öznel tecrübe birikimlerini de dikkate alarak sürdürmek gerekir. Farklı tecrübelerin bizi daha geniş bir anlam dünyasına taşıması dikkate alınmalıdır. Çünkü, insan teki olarak elde edeceğimiz ruh ile ilgili her bilgi ve tecrübe “ben”i yani “biz”i ifade etmektedir.

Ruhun labirentleri arasında gezintiye çıkmak sahilde gezinmeye benzemez. Bu gezi herhangi bir gezi değildir. Dikkat ve uyanıklılık isteyen bir gezidir. Burada elde edilebilecek bir tecrübe ve bilgi insan için önem arz eder. İnsanlık açısından ise ‘katma değer’ olur. Ruh içinde gezinmek sürekli yeni tecrübe alanları demek ve sürekli bir uyanıklığı çağrıştırır. Dikkat kesilmeyen bir uyanıklılık tecrübeleri yanlış algılama sonucu menzile varmayı geciktirebilir.

Aşkın olanın doğası üzerine bir tecrübeye sahip olmadan bu mesele üzerinde söz söylemeye cüret etmek bile sakıncalı bir durum oluşturur. Aşkın olanın doğası üzerine bir fikir edinmek içinde aşk üzerine derinlemesine bir düşünüş gerçekleştirmek gerek. Düşünüşün ne olduğu ile ilgili bir fikre sahip olmadan da düşünmeyi anlamak zor olsa gerek. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

Gitmek Güzeldir…

İnsanlık tarihi gidilen yollar noktasında sayılamayacak kadar tecrübeye sahiptir. Hep beşeriyetin mutmainliği için gidilmiştir. Beşer fıtratı bu gidişlerle tahrip edilmiş, her beşeri gidiş fıtratın üzerindeki örtüyü kalınlaştırmış, güzel olan yol kapanmaya çalışılmıştır. Ama bir yol var ki, fıtratı şaha kaldırmakta, kişiyi kendisine karşı ayaklandırmakta, ona yolların en güzeli olanı sunmakta. Öyle ki yollardan bir yol olarak değil; asıl olan, tabi olunması, üzerinde sebat edilmesi gereken sıratı müstagiym dediğimiz yol. İşte bu yol fıtrat yoludur. Kainatın yolu, Rabbin yoludur ki, gitmekten kastımız da budur zaten. O yol üzere gitmek; fıtratın derinliklerinde değişimi hissetmektir. O yolda kuram ve eylem bütünlüğünü yakalayarak gitmek güzeldir. Hayatın her noktasındaki ferdi değişimi hissederek gitmek güzeldir. Yalnız olmadığını, olamayacağını hissederek gitmek, şahdamarından daha yakın olanla yürümek. Emir-komutayı ona vererek, yolun her noktasında ona yönelerek, onun kutlu elçisinin rehberiyetinde gitmek güzeldir. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

İdeolojik Ütopyacılık !

Günümüze modernlik, ideolojik anlamda militan ve faşist bir misyonerliğe dönüştürülmüştür. Modern dünya, farkı kültürlere, hayat tarzlarına karşı büyük bir küstahlık ve kibir içerisindedir. Modernlikler adına, bütün toplumlar içi boş ideolojik sloganlarla, medya aracılığıyla manipüle ediliyor. Toplumlar, emperyalizm adına, faşizm adına, modern hayat tarzı adına, çok kirli pazarlama teknikleri adına, çok kirli pazarlama tekniklerine, çok kirli yöntemlere maruz bırakılıyor. Medya söylemi, dili ve yaklaşımı, bütün toplumların düşünme yeteneklerini, sorgulama yeteneklerini dumura uğratıyor. Medyatik dünya yapaylıkların ve çürümüşlüklerin dünyasıdır. En sefil, en bayağı imajlar medya imajlarıdır.
Emperyal siyasal kirlilik yayılıyor. Her yerde siyaset popülizmin baskısı altına giriyor. Türkiye’de olduğu gibi, pek çok ülkede de, siyaset teknokratik alanla kısıtlanıyor. Ne Amerika, ne de Avrupa kesinlikle evrensel değerleri temsil etmiyor. Yalnızca ırkçı değerleri temsil ediyor. Amerikan çağı, vahşet, katliam, işgal, işkence, soykırım şeklinde somutlaşıyor. Amerikan çağı, uluslararası ilişkilerin bütünüyle yok sayılabildiği, hukukun ayaklar altına alınabildiği, diplomasinin gündemden kaldırıldığı, faşist bir ideolojik çağ’dır. Günümüzde siyasal ilişkiler daha çok dayatmalar/tehditler yoluyla yürütüldüğü için, diplomasiye ihtiyaç duyulmuyor. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok

Aklınızı Kiraya Vermeyin !

“Allah, “Sizden önce geçmiş cin ve insan üm-metleriyle beraber ateşe girin.”der. Her ümmet gir-dikçe kendi yoldaşına lânet eder. Hepsi birbiri ardın-dan cehennemde toplanınca, sonrakiler, öncekiler için “Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver.” derler, Allah, “Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz.” der.”(7 A’raf, 38)


Evet Rabbimiz buyuracak ki onlara: Haydi baka-lım girin cehenneme. Sizden önce insanlardan ve cin-lerden sizin gibi düşünen, sizin gibi inanan, sizin gibi yaşayan, sizinle beraber aynı günahları işleyen, aynı zulümleri irtikap edenlerle beraber girin cehenneme denilecek onlara. İnsanlığın yeryüzünde boy göster-diği Hz. Âdem ( a.s.) döneminden sizin geberdiğiniz güne kadar cinlerden ve insanlardan ateşi boylayan-larla beraber siz de ateşe yuvarlanın denecek ve Hz. Âdem’den bu yana cinlerden ve insanlardan tüm müşrikler, tüm zâlimler, kendilerini Allah’a kulluk ma-kamından koparıp Allah’tan başkalarına kulluk orta-mında tutmaya çalışan tüm müşrik ve zâlimler, Al-lah’ın yasalarını beğenmeyerek, Allah’ın âyetlerini reddederek keyiflerince bir hayat yaşayan tüm müş-rikler, Allah’a iftira eden, Allah’ı ve Allah’ın âyetlerini yok farz ederek hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşamaya çalışan tüm zâlimler cehennemde bir arada toplanacaklar.
Onlardan her bir ümmet, her bir grup oraya gir-dikçe, cehennemi boylayıp ateşle kucaklaştıkça ken-di kardeşini lanetleyecek, kendi arkadaşına lanet yağdıracak. Yâni dünyada aynı kategoride olanlar, dünyada aynı safta bulunan, aynı günahları işle-yen, aynı günah ve zulüm çukurlarına birlikte ba-tan, aynı naneleri birlikte yiyen, aynı zulümleri bir-likte gerçekleştiren günah arkadaşına lanetler yağ-dıracak.
Evet lanetleşecekler. “Sen yaptın! Allah belânı versin, sen teşvik ettin! Sen yönlendirdin! Keşke se-ni dinlemeseydim!”diye birbirlerini suçlayacaklar. Devamı »

Mart 19, 2007 Yazan: ahrar | Kategorilenmemiş | | Henüz Yorum Yok