Sayıları vuruşturmak
Etnik unsurların veya farklı mezhep mensuplarının verdiği rakamlardan yola çıktığınızda Türkiye’nin nüfusu 100 milyonları buluyor. Şu kadar Arnavut, şu kadar Laz, şu kadar Çerkez, şu kadar Gürcü, Kürt, Arap ve tabii Türk… 70 küsur milyona sığmıyor bunlar… Acaba kaç milyonu bulmuştur? Bir de Sünnilik, Alevilik, ya da Hanefilik, Şafiilik açısından sayın… Benim sayım seninkini döver… Birbirini sayılarla dövmek bir cahiliye âdetidir. Ve son zamanlarda bu âdet, bizim insanlarımızı da etkilemeye başladı.
Birbirini sayılarla dövmek bir cahiliye âdetidir.
Ve son zamanlarda bu âdet, bizim insanlarımızı da etkilemeye başladı.
“Biz şu kadarız”, yahut “Sizin sayınız olsa olsa şu kadardır.”
Bir taraf, sayı çokluğundan bir güç çıkarmaya çalışıyor, diğer taraf, sayı azlığından bir zaaf üretmeye yöneliyor.
-Acaba Türkiye’de Kürtlerin sayısı ne kadardır?
-Acaba Türkiye’de Alevilerin sayısı ne kadardır?
Bu soruyu sormak bile, sayılardan farklılık üretmeye meyyal bir politikanın tohumlarını taşırken, sorular orada kalmıyor.
Devamı »
Şehid Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin
Allah gayemiz, Peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur’an yasamız, Cihad yolumuz, Allah yolunda ölüm en büyük hedefimiz” Şehid Üstad Hasan El-Benna
20. Asrın Başları
Geçmişinden Koparılmış, geleceği karartılmış bir Ümmet…
Müslümanların yaşadığı toprakların tamamı kasaba kasaba, ülke ülke işgal edilmiş, insanları zincirlenmiş, serveti heder edilmiştir. Orduları dağıtılmış, medreseleri çökertilmişti. Dinini hurafeler, bidatler kuşatmış, camileri miskinler mesken edinmişti. Yönetimleri fesada uğratılmış, birliğin sembolü hilafet önce sulandırılmış, ardından da ilga edilmişti. Başsız, dağınık, umutsuz, yolsuz, susuz, yapayalnız bir Ümmet vardı ortada. Peygamberin vekili, dirliğin direği alimler kavuklarının altında kaybolmuştu. Gözleri görmez, dilleri çözülmez olmuştu. Hastası hasta, doktoru da hasta bir Ümmet.
Akıl Veren Yok, Yol gösteren yok!
Cesaret toprağa gömülmüş de üzerine dağlar yığılmıştı sanki. Kimse konuşmuyor, konuşan dinlenmiyordu. Kellesini koltuğuna alıp konuşan ya sözünü bitiremiyor ya da bir daha konuşamayacak dilsize dönüştürülüyordu. Kim kimin adamı, kim nereden geldi belli değildi.
Devamı »
Endülüs’ün Dönüşü
Avdar adında bir keşiş, miladi 854 yılının Endülüs’ünde şöyle haykırıyordu: “Dindaşlarımın çoğu Arapların yazılarını ve şiirlerini okuyor, Müslüman alimlerin ve filozofların eserlerini inceliyor. Onların iddialarını çürütmek için değil, kendilerini zarif ve kusursuz bir şekilde ifade etmek için yapıyorlar bunu. Günümüzde mukaddes kitapları Latince okuyan birisini nereden bulacağızı İncil’i, peygamberleri ve havarileri kim araştıracakı Genç Hıristiyanlar yalnız Arap dili ve edebiyatına ilgi duyuyorlar, büyük bir şevkle Arapça eserleri okuyor ve araştırıyorlar…. İçimizde binlerce kişi arasında bir dostuna orta halli bir Latince ile mektup yazabilecek kabiliyette birisi güçlükle bulunur. Buna karşılık düşüncelerini Arapça ifade etmesini ve bu dille Araplardan daha iyi şiir yazmasını bilen sayısız kimse bulunur.”
Devamı »
Sırat-ı Müstakim
Kur’an-ı Kerim’in Ümmü’l-Kitab’ı olan Fatiha Suresi’nde Yüce Yaratıcı(c.c.) bize bir dua öğretmektedir. Bu dua insanoğlunun, hayatın çapraşık, sonu gelmez yollarına karşılık, Sırat-ı müstakime doğru sevk ettirmesi için Allah’a nasıl dua edeceğini göstermektedir: “Ya Rabbi! Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil”. Bu muazzam dua kul olmanın, gereğini yerine getirmenin çabası dahilinde, Allah’ı mevla ve vekil kılmayı bizlere öğretmektedir. Yüce Allah kullukla sırat-ı müstakime ulaşılacağını şu ayetle beyan etmektedir: “Bana kulluk edin, doğru yol budur.” (Yasin, 61) Kulluk, Allah’ı tanıma, O’ nun hayata karışan yegane güç olduğunu haykırma, durum ve şartlar ne olursa olsun, Allah’a karşı sorumluluğun yerine getirilmesi için mücadele ve mücahede etme ve bu şuurla hayata anlam yüklemedir. Kulluk “Eşhedü” ile başlayan, ibadet, taat ve kullukla olgunlaşılan bir süreçtir. Kul olabilmek için Allah’a sımsıkı sarılmak gerekiyor ki, bu sımsıkı sarılış, işte Kur’an’ın ilk suresinde yer alan her müminin üzerinde olması gereken sırat-ı müstakime ulaştırıyor. “Allah’ın ayetleri önünüzde okunuyorken ve Resulü de içinizde bulunuyorken sizler küfre nasıl dönersiniz ki? Halbuki her kim Allah’a sımsıkı tutunursa muhakkak o, doğru yola çıkarmıştır.” (Ali İmran, 101)
-
Arşiv
- Mayıs 2007 (1)
- Nisan 2007 (30)
- Mart 2007 (81)
-
Kategoriler
- Hamza TÜRKMEN
- Hasan EL BENNA
- Hekimoğlu İSMAİL
- M. Fehmi REYHAN
- Muhammed HAMİDULLAH
- Muhammed Hüseyin FADLALLAH
- Murat GÖÇER
- Mustafa İSLAMOĞLU
- Nezaket ÖZTÜRK
- Nihat GENÇ
- Nihat NASIR
- Nuray MERT
- Nureddin YILDIZ
- Ramazan KAYAN
- Raya Şokatfard
- Raşid GANNUŞİ
- Sami BÜYÜKKAYNAK
- Sami HOCAOĞLU
- Selahaddin EŞ ÇAKIRGİL
- Selim ARMAĞAN
- Senai DEMİRCİ
- Serdar DEMİREL
- Serdar KURU
- Seyyid KUTUP
- Sibel ERASLAN
- Vural KAYA
- Yıldız RAMAZANOĞLU
- İhsan ELİAÇIK
- İsmet ÖZEL
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

