’Kum’’ Fırtınası” Erbain Notları…
Sürtünme an’ı: O şehrin kalbine değdiğim birinci dakika. Ve o inci dakikasında yazılır tüm seferlerimin kaderi. Yine öyle oluyor; ilk sürtünme nasıl ki Endülüs’te ayrılığa, Bosna’da anneanneme değiyorsa ellerim, işte diyorum okulun bahçesindeyim: Tahran’dayım… Nedense içimdeki üniversite günlerimden kalma sönmüş volkan yerinden doğruluyor gibi, işte İslam Cumhuriyeti İran’dayım…
Aslında ‘’Bilimsel Cihad ve İslam Birliği’’ toplantısına katılmak üzere geldik. Ama Eyyam-i Fatime’deyiz, Fatıma günleri, kalbimde Fatıma Zehra; çantamda Can Parçası… Ya Fatıma, Esselam sana, eteklerine geldim. Caddelerinden Zehra yağıyor, bardak boşanırcasına Tahran’ın…
İstanbul ekibinden TİYEMDER Genel Başkanı Selahattin Yazıcı Bey de benim gibi delegelerden. Caferi-Der Genel Bşk.Yard. Niyazi Şeren, sevgili arkadaşım Semail Şeren, gençlerden Kadir Carfi ve Turgut Şeren ise daha uzun bir toplantılar turu için ‘’Vahdet Haftası’’ dolayısıyla İran’dalar… Devamı »
Zulmü Anayasallaştırmak
Çağımızdaki hâkim sistemler kendi kutsallarını oluşturuyorlar. Anayasa da bu şekilde oluşturulan kutsallardandır. Hatta hâkim sistemlerin ruhanî yönlendirmesinde Anayasanın kutsanması çok önemsenir. Oysa onun farklı zamanlarda gözden geçirilip üzerinde köklü değişiklikler yapılmasına ihtiyaç duyulur. Buna sıkça ihtiyaç duyulması Anayasada da hiçbir zaman mükemmele ulaşılamadığını gösterir. Ayrıca İslâm âlemindeki mevcut anayasalar hukukun temel ilkelerini gözetmekten ziyade hâkim sistemlerin ideolojik değerlerine ve dokunulmazlarına sahip çıkmaktadır. Bu yönüyle Anayasanın kutsanmasının da mevcut sistemlerin çıkmazı olduğunu görürüz. Eğer zulüm ve haksızlık doğrudan Anayasaya yerleştirilmişse yasaların, mahkeme kararlarının ve uygulamaların ona uygunluğunu gözetmenin hukuku ve insanî değerleri hâkim kılmada kazandıracağı ne olabilir?
Mısır’daki çağdaş Firavun düzeninin Anayasası mevcut şekliyle de bir zulüm Anayasasıdır. Ama son parlamento seçimlerinde Müslüman Kardeşler’in halkın teveccühüne mazhar olduğunun görülmesi ve seçim sisteminde çok az bir esnekliğe başvurulmasına rağmen bu cemaatin parlamentodaki sandalyelerin yüzde yirmisini alabilmesi La Husni ve Lâ Mubarek’in gözünü korkuttu. Bu yüzden Anayasada köklü değişiklik yaparak zulüm rejiminin kazıklarını ve sütûnlarını gözden geçirmek, zayıflayan yerlerini sağlamlaştırmak istedi. Devamı »
Peygamberimizi Sevmek – 2
Mekke’nin tescilli müşrikleri de kendilerinden önce helak oluncaya kadar inkarda direnen kafir kavimler gibi “Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?” diyen sınıfa dahil oldular.
Kur’an’ın haber verdiğine göre, Rasulullah’ı kastederek “Bu nasıl peygamber!” diyorlardı, “yiyip-içiyor ve çarşılarda geziyor” diyorlardı. İnsan olmak serapa kusurdu bu mantığa göre. Anlaşılan insan neslinden umut kesmiştiler. Aslında onlar kendilerinden umut kesmiştiler. “İnsandan adam olmaz” demeye getiriyorlardı, fakat bilinç altında “Bizden adam olmaz” demiş oluyorlardı. Devamı »
Peygamberimizi Sevmek – 1
Peygamberimizi sevmenin en güzel örneğini onun ashabı verdi. Onlar “Peygamber, müminlere kendi öz canlarından daha önceliklidir” ayetinin ilk muhatabıydılar. Onlar, “De ki: Sizden bu çabam karşılığında bir ücret istemiyorum; istediğim tek şey içinde yakınlık olan bir sevgidir” ayetinin ilk muhatabıydılar.
Ayetin anahtarı, “içinde yakınlık olan” diye çevirdiğim “fi’l-kurbâ” ibaresidir. Bu anlaşılmadan, ayet anlaşılamaz. Ne yazık ki, bu ayet söz konusu olduğunda en az anlaşılan veya anlaşılmayan da budur. İçinde yakınlık bulunan bir sevgiyi anlatmadan önce, içinde yakınlık bulunmayan bir sevgiyi tasvir etmek lazım.
İçinde yakınlık bulunmayan bir sevgi, uzak bir sevgidir. Bunun daha açık ifadesi, “uzaktan sevmek”tir. Bir başka ifadeyle, sevginin bedelini ödememek için sevilene uzak durmak, bile isteye onun yanında, yöresinde, hizasında, arkasında yer almamak, onun mücadelesine katılmamaktır. Özetle, bedava sevmektir. Yerel deyimle “Kuru kuru kadan alam/takır takır kurban olam” ucuzculuğudur. “Böyle işi nenen de yapar” derler ya, işte öyle. Devamı »
Doğsun Ama Yaşamasın!
Geçtiğimiz aylarda “Kutlu Doğum” haftası her kesimden katılımlarla kutlandı. Asrı Saadet dönemlerinde yapılmamış bu kutlamalar bugün bir coşku hali ile yaşanıyor. Acaba ne için Asrı Saadet insanları bu kutlamayı yapma gereği duymamıştır? Bu dönem mü’minleri niçin “Kutlu Doğum” törenleri yapma gereği duymuştur?
Yukarıdaki sorular insanı ister istemez bir yerlere taşıyor. Yoksa sahabi Resulullah(s.a.v)’in doğuşunu sadece sünnetullahın bir fiili olarak mı algılamıştır? Ya da günümüz mü’mini Resulullah(s.a.v)’i doğup yaşamış ve ölmüş bir insan kimliğiylemi tanımlıyor? Resulullah(s.a.v)’in mutlak tanımlaması yapılmadan tanıtılmaya çalışılması günümüz mü’miniyle Asrı Saadet mü’mininin peygamber algısı ve imanı arasında farklar oluşturacaktır. Bu bağlamda Resulullah (s.a. v)’e inanmak ile iman etmenin farklı şeyler olduğu belirginleşecektir. Tarihsel kimlik olarak Hz. Muhammed(s.a.v) yaşamamıştır diyen bir kişi varmıdır. Gerek İslami gerekse ga yri islami tüm tarih kaynakları Muhammed İbni Abdullah (s. a.v) adında bir insanın altmışüç seneye yakın bir süre yaşadığını yazar. Devamı »
ABD İran’a saldırdı da ne oldu ?
“ABD İran’a saldırırsa ne olur?” diye sormadan evvel, “ABD İran’a saldırdı da ne oldu?” diye sormak lazım.
1980′de İran’a savaş açan Irak (daha doğrusu Saddam rejimi), ABD’nin tam desteğine sahipti.
ABD, Saddam rejimine dünya kadar silah verdi, hatta biyolojik ve kimyasal silah üretimi için yardımcı oldu, ayrıca büyük miktarda borç para sağladı.
Devamı »
Holdinglere Karşı Yoksullar Nasıl Mücadele Verecek
Eski Amerikan filmleri TRT 1′de hala gösterilir. Batı’ya hücum eden
göçmenler başkasına ait topraklara/çiftliklere gelip yerleşir ve çatışma
başlar. Çünkü çiftlik sahibi, adamlarıyla yerleşimcileri/kolonistleri tehdit
eder. Sonra iş kovboy çatışmasına döner.
Yerleşimci (işgalci) ile çiftlik sahibinin çatışmasına konu olan ne çok film
izledik.
Ve bu filmlerde Amerikan kültür ve siyasetinin ve hatta kapitalizmin ruhunu
ayan beyan izliyorduk. Bu filmler bizleri vahşi kapitalizme hazırlayan gizli
ve etkileyici sahnelerle doluydu. Şöyle: Bu filmlerde nedense, ‘işgalciler’
yani sonradan gelip yerleşenler masum gösterilirdi. Toprağın gerçek
sahipleri ise gaddar, acımasız ve atlıları ve kovboy adamlarıyla bizlere
hayat hakkı tanımayan kötü karakterler olarak tasvir edilirdi. Oysa
çiftliğin/toprağın sahibi bu gaddar gösterilen adamlardır. Kötü olması
gereken de bu adamın toprağına gelip işgal edenlerdir.
Amerikan sineması bize neden bu işgalciyi masum göstermeye ve hepimize
sevdirmeye çalışır!.. Neden? Çünkü Amerika’yı işgalciler kurmuştur
Oysa tam tersi, işgalcilerin çocukları melek, genç ve güzel kadınları
‘meryem’ kadar saf gösterilir. Bu işgalci aileye duygusal yakınlık, çiftlik
sahibine karşı ise kin duyarız.
Başkasının toprağını işgal edip toprağı süren, ekin eken, tohumlayan,
tarlayı çapalayan bu çekirdek ailenin bir küçük ev, bir yeni dünya kurmasını
mutlulukla izler, bu aileye taraf oluruz.
Oysa toprağın sahibi o gaddar atlı adamdır. Oysa, bizim küçük çocuk, genç
güzel karısıyla hayat kurmaya çalışan ‘işgalcidir’.. Devamı »
Müslümanca bir hayatı göze almak
Birkaç gündür seçmeciliğin aleyhinde bulunuyoruz. Bu konu göründüğünden de
önemli sonuçları beraberinde sürüklüyor çünkü. Seçmeciliğin düşünce planında
ne kadar saptırıcı bir rol oynadığını kabul etmek zorundayız; ama günlük
hayata yansıyan şekliyle de seçmecilik Müslümanca bir hayat özleminin
ölümüne açılan bir kapı görünümündedir. İslami olmayan bir yaşama biçimiyle
İslam prensiplerini uzlaştırma gayreti, bana kalırsa iman zaafının bir
bahanesi bile olabilir. Şöyle ki, inanç seçmenin indinde vazgeçemediği bir
duygu olarak kalır, ama hal ve şartların hâkimiyetini ruhunda ezici bir
biçimde duyar.
Devamı »
-
Arşiv
- Mayıs 2007 (1)
- Nisan 2007 (30)
- Mart 2007 (81)
-
Kategoriler
- Hamza TÜRKMEN
- Hasan EL BENNA
- Hekimoğlu İSMAİL
- M. Fehmi REYHAN
- Muhammed HAMİDULLAH
- Muhammed Hüseyin FADLALLAH
- Murat GÖÇER
- Mustafa İSLAMOĞLU
- Nezaket ÖZTÜRK
- Nihat GENÇ
- Nihat NASIR
- Nuray MERT
- Nureddin YILDIZ
- Ramazan KAYAN
- Raya Şokatfard
- Raşid GANNUŞİ
- Sami BÜYÜKKAYNAK
- Sami HOCAOĞLU
- Selahaddin EŞ ÇAKIRGİL
- Selim ARMAĞAN
- Senai DEMİRCİ
- Serdar DEMİREL
- Serdar KURU
- Seyyid KUTUP
- Sibel ERASLAN
- Vural KAYA
- Yıldız RAMAZANOĞLU
- İhsan ELİAÇIK
- İsmet ÖZEL
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

