Müslümanca bir hayatı göze almak
Birkaç gündür seçmeciliğin aleyhinde bulunuyoruz. Bu konu göründüğünden de
önemli sonuçları beraberinde sürüklüyor çünkü. Seçmeciliğin düşünce planında
ne kadar saptırıcı bir rol oynadığını kabul etmek zorundayız; ama günlük
hayata yansıyan şekliyle de seçmecilik Müslümanca bir hayat özleminin
ölümüne açılan bir kapı görünümündedir. İslami olmayan bir yaşama biçimiyle
İslam prensiplerini uzlaştırma gayreti, bana kalırsa iman zaafının bir
bahanesi bile olabilir. Şöyle ki, inanç seçmenin indinde vazgeçemediği bir
duygu olarak kalır, ama hal ve şartların hâkimiyetini ruhunda ezici bir
biçimde duyar.
Bilhassa batı medeniyetinin İslam ülkelerine baskıda bulunduğu dönemlerde
yaygınlık kazanan ve hala kurtulamadığımız bir hastalık kemirmektedir
zihinlerimizi: Batının maddi, yani teknik gücü karşısında yılgınlık. Bu
yılgınlık çıkış yolu arayan birçok düşünce adamına şöyle bir çözümü ilham
etmiştir: Çağın (yani Batı’nın) maddi gücünün mesnedi olan teknolojiyi
benimseyelim ama onun ahlaki ve fikri değerlerini kendimizden uzak tutalım.
Bu konuda Japonya örneği de dillere plesenk edilmiştir. İlk bakışta son
derece yerinde bir çözüm yolu gibi görünen ve birçok insanın samimiyetle
gerçekleşeceğine bel bağladıkları bu yaklaşım aslında meseleyi tamamen
anlamamaktan doğan bir ifadedir. Seçmeciliği günlük hayatımıza hâkim
kılmaktan başka bir işe yaramayan ve aslında bugün yaşadığımız rezilane
durumun pek uzağında olmayacak bir çözüm.
İslam değerlerinin çağımızın bilim ve teknik kafasıyla birleşip beraber
yaşayacağını ummak bir avuntudan ibarettir. Çünkü günümüze hâkim olan bilim
ve teknik, Batı’da belli bir dönemde belirmiş bir kafa yapısının
uzantısıdır, belli bir toplumsal yapının sinesinde gelişmiş, vasıfları
İslam’a taban tabana zıt bir sınıf eliyle gücünü dünya ölçüsünde yaymıştır.
Bilimin ilerlemesi bilime has özelliklerden değil, o bilim görüşünden en çok
faydalanan insanlar yüzündendir. Bu yüzdendir ki bugünkü hayatı
biçimlendiren teknik teçhizat değil, o teknik teçhizatın ortaya çıkmasına ve
bazı insanlara kar ve kuvvet kazandırmasına yol açan müesseselerdir.
İmdi, Müslümanlar hem o müesseseleri reddedip hem de o müesseselerin ürünü
olan teknik ve bilimsel yapıyı nasıl kendi hayatlarına adapte edeceklerdir?
Açıkça ve şuurla kavramamız gereken nokta Batı’nın inancı, felsefesi, bilimi
ve tekniğiyle bir bütün olduğu ve reddedilecekse tümden, kabul edilecekse
yine tümden kabul edilmesi gerekeceğidir.
Yani ne yapalım, diyecektir bazıları, adam atom reaktörleriyle dev bir
endüstriyi harekete geçirmişken, bunca uydu ile dünyanın çevresini saracak
bir teknoloji geliştirmişken biz savunmasız, güçsüz, maddi teçhizatı
Batı’nınkinden geri bir İslam Devleti’ni nasıl ayakta tutabiliriz? Bu
tekniği onlardan almayalım mı? Her şeyden önce şunu kafamızda iyi tutalım ki
bir İslam Devleti’nin söz konusu edilebilmesi için Müslümanların birçok
önemli imtihanı başarıyla vermiş olmaları gerekir. Bu imtihanlarda başarılı
olmak ta teknolojik üstünlüğü gerektirmeyecektir. Müslümanların tek tek ve
topluca kendi kalitelerini yani İslam’a has kalitelerini geliştirmiş
olmaları gerekecektir. Bütün bu çabaların sonunda varılacak İslam Devleti
kolaylıkla kendi hayat tarzına uygun maddi kuvveti üretecektir. Bu kuvvet
belki Batı’nınkine benzer bir teknik gelişim sonucunda elde edilmeyecektir.
Ama hiç şüphesiz ki Batı’nın silahlarını tesirsiz kılacak özelliklere sahip
olacaktır. Daha açıkçası Müslümanca bir hayat tarzının uzantısı olan
teknolojik bir teçhizat sahibi olunacaktır.
İslami mücadele peşin bir uzlaşmanın uzantısı olarak yürütülmemelidir.
Batı’nın bilimsel kapasitesinin üstünlüğünü kabul ederek girişilecek
mücadele bizi nereye kadar götürebilir? Hem sonra senin tekniğin üstün ve
iyi, benimse inancım üstün ve iyi diyebilecek kadar saçmalamamız mümkün mü?
Esas meselemiz her yönüyle Müslümanca bir hayatı göze alıp sonuna kadar
götürebilecek inanç kuvvetini elde bulundurmamızdır.
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
-
Arşiv
- Mayıs 2007 (1)
- Nisan 2007 (30)
- Mart 2007 (81)
-
Kategoriler
- Hamza TÜRKMEN
- Hasan EL BENNA
- Hekimoğlu İSMAİL
- M. Fehmi REYHAN
- Muhammed HAMİDULLAH
- Muhammed Hüseyin FADLALLAH
- Murat GÖÇER
- Mustafa İSLAMOĞLU
- Nezaket ÖZTÜRK
- Nihat GENÇ
- Nihat NASIR
- Nuray MERT
- Nureddin YILDIZ
- Ramazan KAYAN
- Raya Şokatfard
- Raşid GANNUŞİ
- Sami BÜYÜKKAYNAK
- Sami HOCAOĞLU
- Selahaddin EŞ ÇAKIRGİL
- Selim ARMAĞAN
- Senai DEMİRCİ
- Serdar DEMİREL
- Serdar KURU
- Seyyid KUTUP
- Sibel ERASLAN
- Vural KAYA
- Yıldız RAMAZANOĞLU
- İhsan ELİAÇIK
- İsmet ÖZEL
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

