Eli Kalem Tutanlar !

Eli kalem tutanlar çok şey yapabilirler. Yalnız bir şartla; gerektiğinde kendileri ölmek, düşüncelerini et ve kanlarıyla beslemek, hak bildiklerini söylemekten çekinmemek şartıyla. Söz ve düşüncelerimiz ölü birer ceset gibidir. Onu ancak kanlarımızla besler ve gerektiğinde ALLAH yolunda ölürsek dipdiri ayağa kalkacak, canlılar arasında yaşayacaktır.

Toplumsal Bünyeye Sirayet Eden Virüsler

Toplumsal Bünyeye Sirayet Eden Cahili, Şeytani, Hevai Virüsler Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor

Toplumların kaderi insanların kaderine ne kadarda çok benzi yor, değil mi? İnsan hastalandığı gibi toplumda hastalanıyor… Toplumlarında tıpkı insan gibi ayağı kayabilir… Ayakları yere sağlam basmayan, köklerine reddeden, değerlerine ters düşen toplumda olsa nasıl ayakta kalabilir. Evet kitlelerde aklını yitirebilir, şirazesinden çıkabilir… Çağdaş toplumlarda bunu teşhis etmek pekte zor değil… Hafızası çöken, yeni bir formata ihtiyaç duyan ne kadarda çok toplum var! Devamı »

Nisan 16, 2007 Yazan: ahrar | Ramazan KAYAN | | Henüz Yorum Yok

“Hepimiz Ermeniyiz!”

O dillere destan cenazeden sonra oldu ne olduysa..

“Hepimiz Ermeniyiz!” pankartlarıyla dolaşıldı ya. “Türk” oldukları en azından pankartlarındaki cümlenin Türkçe oluşundan anlaşılan binlerce insan, o cümlenin altında bir yerde bulunmaya nasıl oldu da razı oldular?

Aslında, bir empati ifadesi olarak yorumlanmakla yetinilip tatlı buruk bir hatıra olarak arşive konulabilirdi. Ama öyle olmadı; içimizde ara sıra soğusa da, aniden alevlenen, ateşi yükselen, sınırlarının ne olduğuna henüz karar verilmemiş, tanımı konusunda mutabakatı sağlayamadığımız milliyetçiliğimize dokundu. Milletini, soyunu, nesebini, hatta dinini inkâr etmelere kadar yorumlara konu edildi.
Devamı »

Nisan 16, 2007 Yazan: ahrar | Senai DEMİRCİ | | 1 Yorum

Modern tesettur (!)

Askeriyede savaş anında her asker bir “sütre” gerisinde yatar, oradan ateş eder.

Kore’den gelen bir subay, bir taş göstermiş, “Beni kurtaran bu taştır.” demiş. Savaşırken o taşın arkasında yatmış. Bir iki kurşun o taşa değip sekmiş, böylece o arkadaş vurulmamış.

Sütre ve tesettür aynı kökten gelir. Setr… Yani örtmek…

Nasıl ki askerler savaşta sütre gerisinde yatarak korunur, Müslüman hanımlar da tesettürle kendilerini düşmanlardan korurlar. İstisnalar kaideyi bozmaz. Devamı »

Nisan 16, 2007 Yazan: ahrar | Hekimoğlu İSMAİL | | Henüz Yorum Yok

PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN MUCİZESİ NE İDİ?

“Dediler: “Yerden bir pınar fışkırtmadıkça, hurmalıklardan ve üzümlüklerden
bir bahçe yapıp aralarından çaylar akıtmadıkça yahut iddia ettiğin gibi göğü
üzerimize parça parça düşürmedikçe veya Allah’ı ve melekleri karşımıza
açıkça getirmedikçe, altından bir evin olmadıkça ya da gökyüzüne çıkıp
oradan bize özel bir mektup getirmedikçe sana inanmayacağız.” De ki:
“Rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir beşer, sadece bir elçiyim.” (İsra;
17-90-93).

Kur’an’da buna benzer onlarca ayet vardır.

Bu ayetlerde inkarcıların “mucize” taleplerinin ısrarla reddedildiğini
görüyoruz.

Durum buyken, Hz. Peygamber’in “işaret parmağı ile ayı yardığı”, “bir kap
hurmaya dokununca binlerce askerin ondan doyduğu”, “çağırınca ağacın yanına
geldiği”, “gelecekte meydana gelecek nice olayları haber verdiği” vb. türden
rivayetler de neyin nesi oluyor?

Kanaatimce bunlar, Müslüman bilincin, eski dünya dinlerinin kendi
peygamberlerine atfettiği bir takım mucizeleri kendi peygamberinde de görmek
istemesinden kaynaklanmaktadır. Bunların bir takım kitaplara dahi sızmış
olması, gerçekte de öyle oldukları anlamına gelmez. “Eleştirel analize” tabi
tutularak ayıklanmaları gerekir. Bu konuda büyük sorumluluk altında
olduğumuzu düşünmekteyim.

Bu rivayetlerde anlatılan peygamber portresinin Kur’an’ın anlattığı
peygamber portresine uyduğunu söylemek mümkün değildir.

Öyle ki ipin ucunun iyice kaçırıldığını görüyoruz. Bu tür rivayetlerde
anlatılan peygamberin, gerçek hayat mecralarında bizlere örnek (usve-i
hasene) olması mümkün müdür? Rüya gibi gelip geçmiş, içimizden birisi değil;
hayallerde resmedilen, rüyalarda görülen, sırlı, gizemli, büyülü, tütsülü
bir dünyanın muhayyel kahramanı…

Eh, böylesi bir peygamber de, olsa olsa halk vaizlerinin, serazat nâtların,
buhurlu kandil ve mevlid gecelerinin peygamberi olabilir. Yaşayan, gerçek
hayattaki Allah’ın “kulu” ve “resulü” değil…

***
Devamı »

Nisan 16, 2007 Yazan: ahrar | İhsan ELİAÇIK | | Henüz Yorum Yok