Bu şahsiyetlilik ve vakar; İran’dan değil, İslâm’dandır!
İran’ın kendi karasularına giren 15 ingiliz askerini 15 gün tutup, emperyalist güç merkezlerini şaşkına çevirmesi ve çaresiz bırakması ve sonra da onları affetmesi, hem Batı dünyasında, hem de bütün dünyada, ‘İngiltere’nin istiskal edildiği, aşağılandığı’ bir şahsiyetli tavır olarak ele alındı. Bu arada, İran’ın güçlü bir devlet geleneği ve kültürü derin kültürünün olduğu da bir daha hatırlanıp, sıkı sık vurgulandı. (NTV’de 6 Nisan günü yayınlanan bir proğramda ise, o esirlerin yargılanmadan serbest bırakılmaları, diktatörlüklerde görülen bir keyfîlik gibi gösteriliyordu.. O yorumcu, Irak’ın 270 km. içlerinde, Süleymaniye’de izinsiz olarak bulunan TSK askerlerinin başlarına Amerikalılarca çuval geçirilip, sonra da serbest bırakılmasını da aynı şekilde mi değerlendirmişti?)
Ancak, konunun daha çok da İran’ın devlet geleneğiyle ve kültürüyle izah edilmeye çalışılmasında sanki bir şeylerin gözardı edilmesi çabası da varmış gibi geliyor..
Açıktır ki, diplomatik münasebetlerde, taraflar, maddî-manevî bütün güçlerini ortaya koymaya çalışırlar. Almanya ve Japonya liderleri de, II. Dünya Savaşı sonunda teslim olurken üzgündüler, ama, yine de, vakar ve şahsiyetlerini korumaya çaba gösteriyorlardı.. Devamı »
İslamî İran, ‘psikolojik savaş’ taktiklerine hazır gözüküyor..
Birleşmiş Milletler’i ve hele onun yaptırım organı olan ‘Güvenlik Konseyi’ni kendi Dışişl. Bakanlığı’nın bir masası gibi çalıştıran Amerikan emperyalizminin, ‘İran İslam Cumhûriyeti’ aleyhinde aldığı son yaptırımlar paketi, dünyanın karşısına her türlü yeni musibetleri getirebilecek çaptadır.. Devamı »
‘Gericilik’ yarışında,bütün kozlar kullanılmaya çalışılırken..
Yeni Asya’da 16 Mart günü İbrahîm Özdabak imzasıyla yayınlanan karikatür, pek çok şeyleri çok özlü olarak ve birkaç çizgiyle anlatıyordu.. Deniz Baykal’ın yüksek gerilimli, hırçın ifadeleri karşısında iki kişi kaçışıyorlardı; ‘Eyvah gerici!’ / ‘Kaç, bizi de germesin!’ diyerek..
Bugünlerde, çevresi, ‘bu gidişle Deniz Bey’e nazar değer’ diye korksa yeridir.. Çünkü, ortalıkta her ne bulsa, hemen atlayıp, onu, Tayyîb Bey’in aleyhinde ve emekli generalleri bile aratmıyacak bir iştahla ve hırçın ‘gerici’ uslûbla kullanıyor, gerilimlerden meded umuyor.. Devamı »
Müslüman’ isek, bize özgü bir dünya kurmak çabamız da elbette olmalı!
Pazar günleri, okuyucularla yazışmalardan derlemelere ayırdığım bu sütunda,
bir diğer ‘Hasbihal’e daha, sağlık dileklerim ve selamla başlıyorum:
-İsmail H. Yavuzcan yazıyor: Geçen hafta, 12 Mart günü yazdığınız ‘İran üzerinde oynanan oyunlar büyük, ama, İran da büyük oynuyor..’ yazınıza binaen yazıyorum.. Beni hep düşündüren şu soru olmuştur: ‘Mâdem inkılab, tagutî bir sistemi yıkıp, tevhidî bir düzeni gerçekleştirebildi de, niye onca insan -Tudeh’lisinden, Halkın Mücahidi’nden, aristokratlara ve Şeriatî taraftarları, vs.- zulüm, işkence görüp soluğunu ‘tâgutî’ ülkelerde almak zorunda kaldı? İnkılab’ın ilk yıllarında akıtılan mâsum kanlarının hesabını kim verecek?
Keza, her devrimin başına gelen İran İnkılabı’nın başına da gelmedi mi? a) Devrim kendi çocuklarını yemeye başlamadı mı, b) Yeni bir statüko oluşmadı mı, c) Eskiden muhalif olanlar şimdi iktidarı ele geçirince, muhalefeti sindirmediler mi?’ vs.. Ayrıca, değindiğiniz ‘gönüllü asker’ ifadesi abartılı değil mi ve komunist rejimlerin uslûbunu hatırlatmıyor mu?
‘–İslam İnkılabı’nın büyüklüğüne göre, küçük çaplı sayılabilecek şahsî ihtilaflar olmuş olsa bile, İnkılab’ın kendi çocuklarını yemesi diye bir şey sözkonusu değildir, belki o inkılabı kendi ideolojilerine âlet etmeye çalışanlar yenik çıkmışlardır..
Ama, Ali Şeriatî tarafdarlarının ülkeden kaçması diye bir şey bilmiyorum..
Statükoculuk ise, yerleşen her sistemin kaçınılmaz konumudur.
Aristokratların, İslamî hükümlerin tatbik olunmaya çalışıldığı bir toplumdan, (hele suçlu iseler) kaçmalarına şaşmamak gerek.. Kaldı ki, çoğu da savaş yüzünden kaçmıştır.
(İran Komünist Partisi) ‘Tudeh’’liler, Sovyetler’le işbirliği yaptıklarının belgelendiğini anlayınca, sınırlardan Sovyetler’e kaçarken yakalanmışlardır.. İran’ın müslüman halkının, ‘Halkın Munafıkları’ diye isimlendirdiği ‘Mujahedeen-e Khalq’ isimli silahlı mücadele teşkilatı da, yenik düşeceğini anladığı için kaçmaya çalışmıştır.. İçerde ve hele de dışarda varlıklarını hissettirmeye, entrikalarını hâlâ da sürdürmeye çalışıyorlar. Devamı »
-
Arşiv
- Mayıs 2007 (1)
- Nisan 2007 (30)
- Mart 2007 (81)
-
Kategoriler
- Hamza TÜRKMEN
- Hasan EL BENNA
- Hekimoğlu İSMAİL
- M. Fehmi REYHAN
- Muhammed HAMİDULLAH
- Muhammed Hüseyin FADLALLAH
- Murat GÖÇER
- Mustafa İSLAMOĞLU
- Nezaket ÖZTÜRK
- Nihat GENÇ
- Nihat NASIR
- Nuray MERT
- Nureddin YILDIZ
- Ramazan KAYAN
- Raya Şokatfard
- Raşid GANNUŞİ
- Sami BÜYÜKKAYNAK
- Sami HOCAOĞLU
- Selahaddin EŞ ÇAKIRGİL
- Selim ARMAĞAN
- Senai DEMİRCİ
- Serdar DEMİREL
- Serdar KURU
- Seyyid KUTUP
- Sibel ERASLAN
- Vural KAYA
- Yıldız RAMAZANOĞLU
- İhsan ELİAÇIK
- İsmet ÖZEL
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

