<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Eli Kalem Tutanlar !</title>
	<atom:link href="http://imakale.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://imakale.wordpress.com</link>
	<description>Eli kalem tutanlar çok şey yapabilirler. Yalnız bir şartla; gerektiğinde kendileri ölmek, düşüncelerini et ve kanlarıyla beslemek, hak bildiklerini söylemekten çekinmemek şartıyla. Söz ve düşüncelerimiz ölü birer ceset gibidir. Onu ancak kanlarımızla besler ve gerektiğinde ALLAH yolunda ölürsek dipdiri ayağa kalkacak, canlılar arasında yaşayacaktır.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 May 2007 09:33:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='imakale.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Eli Kalem Tutanlar !</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://imakale.wordpress.com/osd.xml" title="Eli Kalem Tutanlar !" />
	<atom:link rel='hub' href='http://imakale.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Dinler Arasındaki Müşterek Noktalar Neyi Anlatır ?</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/05/07/dinler-arasindaki-musterek-noktalar-neyi-anlatir/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/05/07/dinler-arasindaki-musterek-noktalar-neyi-anlatir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2007 09:33:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/05/07/dinler-arasindaki-musterek-noktalar-neyi-anlatir/</guid>
		<description><![CDATA[Evet çeşitli dinler arasında müşterek bazı tasavvurlar mev­cuttur. Ama, esef verici bir husustur ki, eşyanın hakikatına değil de kılıfına bakanlar, dinler arasındaki bu ortak tasavvurların ha­kikatini anlamak istemiyorlar da fasit bir takım mukaddimeler ter-tib ederek, bunlardan yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. Halbuki, din­lerde bulunan bu ortak değerler bizi önemli bir hakikata götürür. O hakikat şudur ki, bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=137&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:black;"><img align="left" width="74" src="http://www.tevhidhaber.com/images/author/20_b.jpg" height="118" style="width:74px;height:118px;" />Evet çeşitli dinler arasında müşterek bazı tasavvurlar mev­cuttur. Ama, esef verici bir husustur ki, eşyanın hakikatına değil de kılıfına bakanlar, dinler arasındaki bu ortak tasavvurların ha­kikatini anlamak istemiyorlar da fasit bir takım mukaddimeler ter-tib ederek, bunlardan yanlış sonuçlar çıkarıyorlar. Halbuki, din­lerde bulunan bu ortak değerler bizi önemli bir hakikata götürür. O hakikat şudur ki, bu dinlerin hepsi bir tek asıldan gelmedir ve bu ortak talimatların bir kaynağı ve başlangıcı vardır. Yine bu durum gösterir ki, çeşitli yerlerde çeşitli zamanlarda ve muhtelif dillerde, insanoğluna bu müşterek hakikatlar öğretilmiş, ülke fark­lılıklarına ve binlerce yıl birbirlerinden ayrı ve uzak yaşamış ol­malarına rağmen, insanlar , kendilerine verilen basiret sayesinde aynı kaynaktan birbirine yakın sonuçlara nail olmuşlardır. Fakat sonradan, dinler bu asıl kaynaktan uzaklaşınca, dış kaynaklı bir takım tasavvurların ve yabancı akidelerin istilasına uğramışlardır. Bugün, dinlerdeki birbirlerine zıt ve uzak muhteva, dinlerin asıl kaynağından ve müşterek mebdeinden değil de, karakterleri de­ğişik, temayülleri ayrı, ilim ve akıl seviyeleri muhtelif insanların uy­durmalarından çıkmıştır. İşte bundan dolayı da, insanların ken­dilerine bir takım esaslar üzerine kurdukları binalar, suretleri, şekil ve çehreleri itibariyle tamamen değişik olmuştur.</span> </p>
<p><span style="color:black;">Bu bakımdan burada eğer doğruluk ve hakikatına hük­medilecek bir husus varsa, o da, bütün dinlerde bulunan bu müş­terek noktalardır; yoksa, bugün dinlerde mevcut bulunan halihazır ki muhtelif suretler, şekiller ve ayrıntılar değil! Çünkü <span>HAK, </span>-mantıkta- <span>Yalın<span>   </span>bir cinstir.<span>   </span></span>Cüzleri arasında ihtilaf bulunması muhaldir. <span>RENK </span>kelimesini, gayet rahatlıkla beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı için kullanabildiğimiz halde, HAK, kelimesini, birbirine zıt muhtelif hükümlerin<span>  </span>hepsi için kullanamayız.</span><span style="color:black;"> </p>
<p></span><span style="color:black;">&#8220;Bütün dinlerin aslının bir olduğu ve muhtelif üm­metlere ayrı ayrı zamanlarda tek hakikatin verildiği&#8221; </span><span style="color:black;">me­selesine gelince Kur&#8217;an-ı Kerim bütün açıklığıyla bu gerçeği müteaddid ayetlerinde beyan etmektedir:</span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Andolsun, biz her ümmete bir peygamber gönderdik.&#8221;( Nahl 36)</span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Hiçbir ümmet müstesna olmamak üzere, mutlaka içinde azaptan korkutucu bir peygamber geçmiştir.&#8221;(Fatır 24)<span id="more-137"></span></span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;&#8230;apaçık mucizeleri, sahifeleri, nur verici kitapları, getiren peygamberler..&#8221;(Ali İmran 184)<sup></sup></span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Andolsun, biz peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik. Beraberlerinde KİTAP, ve ÖLÇÜ de indirdik.(Hadid 25)</span></p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;"><span></span></span></p>
<p><span style="color:black;">Yani çeşitli ümmetlere, ayrı ayrı zamanlarda gönderilen peygamberler, hak ve doğruluk mesajını tek kaynaktan almışlar ve hepsi de şu risaleti tebliğ etmişlerdir:</span> </p>
<p><span style="color:black;">Allaha ibadet edin, TAĞUT&#8217;tan vazgeçin! (Nahl 36)</span><sup><span style="color:black;"></span></sup> </p>
<p><span style="color:black;">Ve onların hepsine gelen vahiy ayniydi:</span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Ey Rasülum! Senden evvel gönderdiğimiz her pey­gambere, ancak: Benden başka ilah yoktur; bana ibadet edin diye vahyettik.&#8221;(Enbiya 25)</span><sup><span style="color:black;"></span></sup> </p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;">Bu peygamberlerden hiç birisi, <span>size söylediklerim ve sizi çağırdığım yol, kendi düşüncem ve aklımla bulduğum şeylerdir </span>dememiştir. Bilakis hepsi de kavimlerine şöyle de­mişlerdir:</span></p>
<p><span style="color:black;"> </p>
<p></span><span style="color:black;">&#8220;Peygamberleri, onlara demişti ki:</span><span style="color:black;">Biz de sizin gibi insanız. Fakat Allah, nimetini kul­larından kime dilerse ona ihsan eder. Allahm izni ol­maksızın bizim size kahredici bir hüccet getirmemize im­kan yoktur. Müminler ancak Allaha güvenip dayanmalı­dır. Hem biz, ne diye Allaha dayanıp güvenmiyelim ki, bize dosdoğru yolları O göstermiştir.&#8221;(İbrahim 12)</span><span style="color:#170000;"> </p>
<p></span><span style="color:#170000;">Ve </span><span style="color:black;">onlardan hiç birisi, milletini kendine ibadete ça­ğırmamış, ancak onların da kendisini Rableri olan Allah&#8217;a ibadete davet etmiştir:</span> </p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;">&#8220;Kendisine Allah tarafından kitap, hüküm ve nü­büvvet verilmiş olan hiç bir kimse, insanlara</span></p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;">Allahı bırakıp da gelin bana ibadet edin dememiş­tir. Fakat o:</span></p>
<p><span style="color:black;">-Öğretmekte ve okuyup-okutmakta olduğumuz kitap sayesinde rabbaniler (ilmiyle amil olanlar) olun demıştır.(Ali İmran 79)</span><span style="color:black;"> </p>
<p></span><span style="color:black;">Bütün milletlere, din büyükleri (enbiya) tarafından getirilen müşterek talim işte budur. Kur&#8217;anın beyan ettiği gerçek şudur:</span> </p>
<p><span style="color:black;">Başlangıçta bütün insanlar bir tek <span>ÜMMET </span>idi. Yani, halis insanî fıtrat (State of natuxe) üzereydiler ve onlara Allahtan <span>SIRAT-I MÜSTAKİM&#8217;in </span><span> </span>bilgisi gelmişti. Sonra içlerinden bazıları, kendilerine çizilen meşru hudutları geçmek, yaratıldıkları fıtri statülerini aşmak ve fıtratın kendilerine verdiği haklardan faz­lasını elde etmek istemelerinden dolayı aralarında ihtilaflar zuhur etti. O zaman Allah Teala onlara, <span>HAKK&#8217;ı </span>tanımaları ve ara­larında içtimai adaleti icra etmeleri için, peygamberler gön­dermeğe başladı. İşte bu, dünyada, bütün peygamberlerin risalet görevleriydi. Bu risaleti kabul eden, onların getirdikleri ilme tam olarak tabi olan ve bu peygamberlerin yollarıyla hidayeti bulanlar, evet yalnızca onlar <span>HAK </span>üzere olmuşlardır. Bunların dışında -kim olursa olsun-, ister Peygamberlerine tabi olmamış, isterse, pey­gamberlerinin getirdikleri talimatı şahsî çıkarlarına göre de­ğiştirmiş olsun, herkes <span>BATIL </span>yolda olmuştur. Şu ayetler bunu anlatmaktadır:</span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;İnsanlar tek bir ümmet idi. Sonra ihtilafa düş­tüler.&#8221;(Yunus 6)<sup></sup></span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;İnsanlar bir tek ümmetdi </span><span style="color:black;">(Sonra kimi iman etmek, kimi de inkar etmek suretiyle ihtilafa düşünce) <span>Allah müjdeci ve inzar ediciler olarak peygamberler gönderdi. Beraberlerinde, insanların ihtilaflarını çözüme kavuşturma­ları için HAK kitaplar indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarında haddi aşarak ve zulme sa­parak <span> </span>ihtilafa düşenler, kendilerine kitap verilenlerden başkası değildir. Allah, iman edenleri kendi izniyle ih­tilafa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah, kimi dilerse, onu doğru yola iletir.&#8221;(Bakara 123)</span></span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık burhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmalan için, be­raberlerinde KİTAP ve MİZAN </span><span style="color:black;">(ölçü) <span>indirdik. Bir de kendisinde hem çetin bir sertlik, hem insanlar için men-faatler bulunan demiri<span>  </span>indirdik.&#8221;(Hadid 25)</span></span> </p>
<p><span style="color:black;">&#8220;Kim benim hidayetime uyarsa, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da sıkıntılı bir hayat </span><span style="color:black;">(dar bir geçim) <span>dir. Ve onu kıyamet günü kör olarak hasredeceğiz,” (Taha 123-124)</span><sup></sup></span> </p>
<p><span style="color:black;">İşte, Kur&#8217;an&#8217;ın <span>TARİH&#8217;e </span>bakışı veya dinler ve medeniyetler arasındaki ihtilafların sebeplerini açıkça izah eden<span>  </span><span>TARİHİ MANEVİYATÇILIĞI<span>   </span></span>(Moral interfnstation of history)! </span><span style="color:black;"> </p>
<p></span><span style="color:black;">Kuranın bu yorumuyla biz açıkça anlıyoruz ki, Allah&#8217;ın elçilerinin, yeryüzünün muhtelif milletlerine gönderilmelerinin sebebi, onları zulüm ve haddi aşmak suretiyle saptıkları <span>FITRİ HAYAT YOLU&#8217;na </span>geri döndürmek, aralarında hak ve sosyal adaleti ikame etmektir. Ama <span>BAĞY, </span>(yani) insanı fıtri yoldan dalalet yollarına saptıran hastalık) gaile olmakta devam etmiştir. Bu gaile, ümmetlerin dalalete düşmelerinin hakiki sebebidir. Onları<span>  </span><span>  </span><span>HAK </span>CADDE&#8217;den, eğri büğrü yollara saptırmış durmuştur. Bugün, çeşitli milletlerde göze çarpan bazı sağlam tasavvurlar ve iyi ahlak esaslarına gelince, bunlar<span>    </span>Enbiyay-ı Kiram hazretlerinin (a.s.) talimatlarından ka­lıntılardır. Milletlerin zihinlerine ve hayatlarına iyice nüfuz eden bu kalıntıları, hiçbir kuvvet yok edememiştir.</span> </p>
<p><span style="color:black;">İşte, insanlığın yaratılışından beri devam edegelmiş bulunan bu mücadelelerin sonunda, Kur&#8217;anın sunduğu ve insanlığı çağırdığı <span>İSLAM TEZİ </span>de, geçmiş bütün peygamberlerce yaratılıştan bu yana, yeryüzünün muhtelif bölgelerindeki insanlara tebliğ edilen <span>HAK </span>DİN&#8217;den başkası değildir. Ve Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem&#8217;in risaleti, daha önce insanlığın hiç görmediği ve alışık olmadığı yeni bir <span>RİSALET </span>değildir. </span> </p>
<p><span style="color:black;">Evet, Arap Yarımadası, Mısır, İran, Hindistan, Çin, Ja­ponya, Avrupa, Amerika, Afrika ve yeryüzünün diğer böl­gelerinden hiç birisi, Allanın peygamberlerinden ve bu risaletin nurundan mahrum kalmamıştır. Binaenaleyh, <span>Buda, Krişna, Rama, Konfüçyüs, Zerdüşt, Mani, Sokrat, Pisagor </span>ve ben­zeri şahsiyetlerin bu peygamberlerden olmaları mümkündür. Lakin, Muhammed (s.a.v) ile diğer peygamberler arasındaki şu fark gözden ırak tutulmamalıdır: Diğer peygamberlerin getirdikleri asıl talimatlar, insanların cehalet ve ihtilafları sonucu kaybolup git­miş, ama Muhammed (s.a.v.)&#8217;in <span>TALİMATI, </span>hiçbir beşerî mü­dahaleye maruz kalmadan, asli çehresiyle mahfuz kalmıştır.</span> </p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;">İmdi, gerçek şu ki, İslam, bütün beşeriyetin asli dinidir ve diğer dinler, İslamın tahrif edilmiş ve çarpıtılmış muhtelif suretleridir. Bugün, diğer dinlerde göze çarpan birtakım doğru düstûrlar, işte bütün insanlığa gönderilen bu İSLAM&#8217;dan bazı ka­lıntı ve izlerdir. Diğer dinlerin, İslama uymayan yönlerinin ise, batıl olduğundan şüphe yoktur. Bunların doğruluğuna ve hak­kaniyetine hükmetmek, apaçık bir haksızlıktır. Binaenaleyh, biz, sözde müsamaha ve hoşgörü gösterişi yapacağımıza, bütün yer­yüzü insanlığa şöyle haykırsak, vazifemizi yapmış oluruz:</span></p>
<p><span style="color:black;"> </p>
<p></span></p>
<p style="background:white;margin:0;" class="MsoNormal"><span style="color:black;">&#8220;Gelin ey biraderler! Mutaassıplığı ve dar kafalılığı bı­rakarak, hiçbir şaibeyle çehresi lekelenmemiş olan apaçık hakikata ve halis gerçeğe geliniz. Hakla batılın, doğruyla yalanın, şek ile yakinin birbirine girmiş karmaşık dallarına tutunmakta israr etmeyin! <span>HAK, </span>bugün İslam Ümmeti olarak bilinen bu ümmetin vakıf malı değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır. Allah Teala, onu her bölgeye ve her ümmete vermiş ve tevzi etmiştir. Eğer bizim dışımızdakiler, onu kaybettiler ve onu mahluka ibadet, zulüm, hak­sızlık, kalp gelenekler ve haksız imtiyazlarla karıştırdılarsa, bu, he­pimiz için bir şanssızlıktır. O halde sizin bu şanssızlık ve bet-bahtlıkta devam edip gitmenizin, atalarınızın başlattıkları inkarcı yolun etkisinden ve ecdadınıza taassupla bağlanmanızdan başka bir sebebi yoktur.! Eğer Muhammed (s.a.v) bu mirasa nail oldu ve olduğu gibi onu tebliğ ettiyse, ve bu miras, kullara tapma ve zulüm, düşmanlık, haksız imtiyazlara dayalı geleneklerle karışıp bozulmadan, bugüne kadar kalabildiyse bu, hem bizim, hem sizin&#8217; ve hem de tüm insanlık alemi için büyük bir saadet ve şanslılıktır. Binaenaleyh, bu nimetten ötürü Allaha şükredin de <span>&#8220;Bu bize, aslı arap bir insan tarafından ulaştırılmıştır&#8221; </span>diyerek, bu nimetten istifade etmekte teredddüt etmeyin. Bilin ki, <span>HAK- </span>Al­lah’ın, <span>hava, su </span>ve <span>ışık </span>gibi evrensel nimetlerindendir. <span>&#8220;Bu hava bize doğudan geliyor&#8221; </span>diye nefes alıp vermekten tereddüt et­mediğinize <span>&#8220;Bu su, falanca ülkeden çıkmıştır&#8221; </span>deyip içmek ve kullanmaktan çekinmediğimize ve <span>&#8220;Bu ışık falanın lambasının ışığıdır&#8221; </span>diye faydalanmaktan kaçınmadığınıza göre, size ne olu­yor da, kendi vatanınızda doğup yaşamadı iddiasıyla, Arap asıllı Hz. Muhammed vasıtasıyla size kadar ulaşan şu halis <span>HAK </span>ni­metini kabulden kaçınıyorsunuz?&#8221;</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/137/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/137/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/137/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=137&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/05/07/dinler-arasindaki-musterek-noktalar-neyi-anlatir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.tevhidhaber.com/images/author/20_b.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Cuma hutbelerine dair (3)</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-3/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-3/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 08:34:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa İSLAMOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-3/</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Diyanet kadrolarının göreve gelince yaptığı takdire değer uygulamalardan biri de, Türkiye’de tek merkezden üretilen hutbenin tüm Türkiye’deki 70.000 caminin minberinden okutulması uygulamasını kaldırmasıdır. Merkezi hutbe uygulamasından vazgeçilerek, bu işin müftülüklere bırakılması hayırlı bir gelişmenin başlangıcıdır. Umarım bu yönde ilerleme sürer ve imam-hatiplerin itibarsızlaştırıldığı günümüzde Diyanet önce kendi personeli olan imam-hatiplere güvendiğini isbat eden adımlar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=134&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Diyanet kadrolarının göreve gelince yaptığı takdire değer uygulamalardan biri de, Türkiye’de tek merkezden üretilen hutbenin tüm Türkiye’deki 70.000 caminin minberinden okutulması uygulamasını kaldırmasıdır.</p>
<p>Merkezi hutbe uygulamasından vazgeçilerek, bu işin müftülüklere bırakılması hayırlı bir gelişmenin başlangıcıdır. Umarım bu yönde ilerleme sürer ve imam-hatiplerin itibarsızlaştırıldığı günümüzde Diyanet önce kendi personeli olan imam-hatiplere güvendiğini isbat eden adımlar atar.<span id="more-134"></span><br />
Kaldırılan “merkezi hutbe” uygulaması gerçekten garip bir uygulamaydı. Bu uygulama dört açıdan sakıncalıydı:<br />
1. İnsan onuru açısından sakıncalıydı. Zira bu uygulamanın temelinde hem imamlara hem de cemaate güvensizlik yatıyordu. 70.000 imam bir “kaset” veya bir “CD” konumuna indirgenerek aşağılanıyordu. Onların düşünebilen tek canlı türüne ait birer insan olduğu göz ardı ediliyor ve ellerine verilen teksir kâğıtlarını gözü kapalı okumaları isteniyordu.<br />
2. İmam açısından sakıncalıydı. Zira imamlar hutbeyi kendileri hazırlasalar bilgi kazanacaklardı. Bu uğurda ter dökerken bilgice zenginleşmiş olacaklardı. Bu vesileyle Kur’an’ı, tefsirleri, sünnet ve hadis müktesebatını karıştıracaklar, bilgiyle irtibatları periyodik olarak korunmuş olacaktı. Teksir hutbe uygulaması bu gelişimin önüne set çekiyordu.<br />
3. Cemaat açısından sakıncalıydı. Zira teksir hutbe uygulaması doğudaki bir şehirle batıdaki bir şehrin, 15 milyon nüfuslu bir megapol ile 1500 nüfuslu bir kasabanın sorunlarını aynı kalıba döküyordu. Cemaatin hükmi şahsiyetini yok sayıyor, bu da bir tür cemaati tahkir anlamına geliyordu.<br />
4. İslâm geleneği açısından sakıncalıydı. Zira hutbeler konu itibarıyla hatip ile muhatap arasındaki ortak gündem etrafında verilirdi. Hutbenin zımni sünnetiydi bu. Efendimizin tüm hutbeleri bu sünnetin göstergesiydi. Teksir hutbe, camileri merkezin bir “propaganda merkezi” konumuna dönüştürdü ara ara. Ömründe cami cemaat görmemiş siyasetçiler ve bürokratlar, cami cemaatine “AİDS” hutbesi okunması talimatını verdirdiler. Bu tarihe geçecek bir komiklik, aynı zamanda cami cemaatine hakaretti.<br />
Merkezi hutbenin mühendisliğe açık bu yapısının, kendini bilmez siyasiler ve bürokratların iştahını kabartmaması mümkün değildi. Düşünsenize bir, bir duyuru yapacaksınız. Bunun ülkenin en ücra köşesine kadar ulaşmasını istiyorsunuz. Uyar mı-uymaz mı, yakışır mı-yakışmaz mı, yeri mi-değil mi diye sormadan “bildiri okuma” işini imamlara havale ediyorsunuz. Oh, ne ala memleket!<br />
Tarım bakanlığı hayvancılık ıslahı projesini duyuracak, ver imamın eline bir teksir. Orman bakanlığı yangına karşı vatandaşı uyaracak, tutuştur imamın eline bir teksir kağıdı. Sağlık bakanlığı bir aşı programı uygulayacak, gönder imama bir teksir okusun. Maliye bakanlığı vergi tahsil edecek, imam efendi ne güne duruyor?<br />
Abarttığımı biliyorum. Ama eski dönemde uygulanan teksir hutbesi yöntemini istismar edenler çok oldu. Oysaki hutbe bir ibadettir. O kadar ibadet ki, namazın ilk yarısı gibi namazdandır. Bu yönüyle namaz için şart olan bazı hususlar hutbe için de şarttır. Nasıl ki seküler namaz olamazsa, seküler hutbe de olamaz. Onun için hatip hutbeye Allah’a hamd, Rasule salat, bu ikisine şehadetle başlar.<br />
Soru sahibi kardeşimiz çok önemli bir hususa dikkat çekiyor: “Hutbe cemaatin paylandığı veya meydan okunduğu yer midir? Hutbe tamamen Müslüman’ın iç eğitimine dönük bir kurum iken, kendi içimizde öteki oluşturmak ne kadar ahlakidir?”<br />
Kendisine bir nebi emaneti olan minberi, hiçbir müttaki imam-hatip, Allah Rasulü’nün kullandığı amaç, üslup ve usul haricinde kullanamaz, kullanmamalıdır.<br />
Doğrudur, makamının ağırlığını taşımayan bazı imam-hatipler, hutbeyi cemaat paylama makamı olarak kullanabilmektedirler. Bu emanete sadakatsizliktir. Malum, minber, kelime anlamının da gösterdiği gibi yüksektir. O makamın sorumluluğunu omuzlarında tam hissetmeyen birinin cemaate tepeden bakması için ortam hazırdır. Fakat bu hatibin sözünün tesirini o an tuzla buz eder. Sözü hatip söyler, tesirini Allah yaratır. Allah böyle bir kalbin ağzından çıkan söze tesir bahşetmez. İmam-hatip, köyünden ilk defa çıkıp sırtına üniforma eline G-3 verilince, kendini memleketin kralı sanan kifayetsiz muhteris jandarma rolünü oynamamalıdır.<br />
Hz. Peygamber’in “Peygamberlerin en hatibi” buyurduğu Şu’ayp peygamberin Kur’an tarafından aktarılan o muhalled sözlerini hatırlayalım: “Size olan nehiy ve uyarılarım size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor; tek arzum gücümün yettiği oranda sizleri düzeltmeye çalışmaktır. Bu konuda başarım varsa o yalnızca Allah’a aittir; sadece O’na güvendim ve yalnızca O’na dayandım.”<br />
Bu, işte hitabet ahlakı bu. Bu ayet bize bir hatibin hitabet ahlakı nasıl olmalıdır sorusunun cevabını veriyor. Bu edebe imtisalendir ki, müttaki hatipler hutbe girişindeki hamdele sırasında okunan “Usikum bi takvallah: Size Allah’a saygılı davranmanızı tavsiye ederim…” ibaresinin arasına bir ibare ekleyerek “Usikum ve nefsiye’l-asiyeh: Size ve asi nefsime tavsiyem odur ki…” kalıbını elde ederler. Bu da hitabet edebindendir.<br />
Sözün özü: İmam demek, ana yürekli adam demektir. İmam demek, ölü değil diri yıkayan adam demektir. O halde imam-hatiplerin başarısı, dirileri nasıl ve ne kadar yıkayabildikleriyle ölçülecektir.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/134/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/134/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/134/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=134&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Cuma hutbelerine dair (1)</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-1/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 08:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa İSLAMOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-1/</guid>
		<description><![CDATA[“Selamunaleykum&#8230; Muhterem hocam, hutbe nedir? Hutbe’de maslahat nedir? Hutbe imam efendilerin bilgi pazarladıkları bir kurum mu, yoksa cemaatin irşad edildiği bir araç mıdır? Hutbe cemaatin paylandığı veya meydan okunduğu yer midir? Hutbe tamamen Müslümanın iç eğitimine dönük bir kurum iken, kendi içimizde öteki oluşturmak ne kadar ahlâkîdir? Hutbenin ahlâkîliği diye bir husus var mıdır? Hutbelerde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=132&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Selamunaleykum&#8230; Muhterem hocam, hutbe nedir? Hutbe’de maslahat nedir? Hutbe imam efendilerin bilgi pazarladıkları bir kurum mu, yoksa cemaatin irşad edildiği bir araç mıdır?</p>
<p>Hutbe cemaatin paylandığı veya meydan okunduğu yer midir? Hutbe tamamen Müslümanın iç eğitimine dönük bir kurum iken, kendi içimizde öteki oluşturmak ne kadar ahlâkîdir? Hutbenin ahlâkîliği diye bir husus var mıdır? Hutbelerde bir üslup yozlaşması olduğundan hareketle, bu sorun nasıl aşılmalıdır. İnsanın her türlüsü ile karşılaşmış olan Sevgili Peygamberimizin hutbe adap ve üslubu nasıldı? Hutbelerde dirilişimize, vahdetimize (Kur’an’a göre) vesile olacak, muhabbet yelleri estirilecek hutbeler ihtiyacımızın olduğu inancıyla&#8230; Selam, muhabbet ve hürmetlerimle.”<span id="more-132"></span><br />
Değerli Kur’an talebesi öğretmen dostumuzun bu önemli sorusuna ayıracağız bu haftaki yazılarımızı.<br />
Bu köşede cevaplamaya çalıştığımız sorular, standart “fıkıh” soruları değildir. Zaten bu soruların sahipleri de onları bize yöneltirken, elini attığı ilmihal ve fıkıh kitaplarında bulabileceği bilgileri istememektedir. Dolayısıyla verdiğimiz cevaplarda elbet soru sahiplerinin beklentilerini dikkate almaktayız.<br />
Önce şu tesbiti yapayım: İmamlar dirilmeden hutbeler dirilmez. Hutbeler dirilmeden cemaat dirilmez. Cemaat dirilmeden ümmet dirilmez. Ümmet dirilmeden insanlık dirilmez.<br />
Hutbe “dinleyiciler karşısında yapılan etkili konuşma” anlamına gelir. Konuşana “hatib”, konuşulan kimselere “muhatab”, konuşulan konulara da “hitabe” veya “hutbe” adı verilir.<br />
Eğitim üçe ayrılır: Özel eğitim, örgün eğitim, yaygın eğitim. Hutbe bir “yaygın eğitim” yöntemidir. Belki insanlık tarihinin şahit olduğu en yaygın eğitim yöntemi budur. Çarpıcı olan, bu eğitim modelinin tıpkı Cuma namazı gibi her mümine farz olması, daha doğrusu Cuma namazının bir parçası olmasıdır.<br />
Efendimizin kıldırdığı ilk Cuma (ki ondan önce Medine’de kılınmaktaydı), hicretin 5. günü Salimoğulları yurdundaki namazgâhta kılınmıştır. O günden sonra her Cuma, Muhammed ümmetinin eğitim günü, her cami eğitim mahalli olmuştur.<br />
Bu öyle bir okuldur ki, öğrenci sayısı 100 milyonlarla ifade edilebilir. Hutbe sayesinde, dünyanın yedi iklim dört köşesinde bir buçuk milyarlık bir kitle eğitilmektedir. Teorik olarak 10 yıl cumaya giden biri 520 ders süren bir eğitimden geçmiş demektir. Bu süre 30 yıla çıktığında ders sayısı 1560 gibi büyük bir rakama ulaşmaktadır.<br />
Sonra bu yaygın eğitim türü bir ömür devam eden tek eğitim türüdür. Yediden yetmişe herkes bu eğitime katılmaktadır. Bu eğitim yüz yıl değil, bin yıl değil, 1400 küsur yıldan beri sürmekte ve dünya durdukça da sürecektir.<br />
Hutbe sadece namazla sınırlı değildir. Efendimiz, Medine İslâm cemaatine bir meseleyi açıklayacağı zaman da bu yöntemi kullanırdı. Bayram namazları ve Haccın Arafat, Müzdelife ve Mina duraklarında da hutbe vermişti.<br />
Cuma hutbesi farzdır. Hutbe yaygın eğitim modeliyse, bu “eğitim farzdır” anlamına gelir. Bu farzı anlamak için, hutbenin değerine ve önemine bir göz atmamız gerek. Bunu anlatmak için de şu soruyu soralım: Cuma namazı 6. vakit değil, 5 vakitten biridir. Öğle namazı yerine ikame edilir ve kadın olsun erkek olsun Cuma kılandan öğle düşer. (Sırf bu sonuç bile, Cumanın farziyeti konusundaki kadın-erkek ayrımının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymaya yeter; zira hiçbir nafile bir müminin boynundan bir farzı düşürmez, eğer düşürüyorsa o kıldığı da farzdır.) Mazerete binaen Cuma kılamayana da öğleyi kılmak borç olur.<br />
Cuma’nın öğle yerine kaim olduğu açık. Fakat öğle namazı neden 4 rekat olduğu halde Cuma namazı iki rekattır? Cuma öğle yerine kaimse, o da 4 rekat olmalı değil miydi?<br />
İşte bu sorunun cevabını aradığımızda hutbenin önemi ve değeri ortaya çıkar: Asli namaz olan dört rekatlık öğle namazı yarısını Cuma namazına yarısını da hutbeye vermiştir. Cuma namazı iki rekata tekabül eden iki bölümlük hutbe ile birlikte dört rekatlık öğle namazına karşılıktır.<br />
Bir soru daha: Hz. Aişe rivayetine göre 4 rekatlı farz namazlar Mekke’de 2 kılınırken, Medine’de ilk ikisi asli son ikisi fer’i olmak üzere dört kılınmıştır. Peki, hutbe “asli” olan ikiyi mi “fer’i” olan ikiyi mi temsil eder? Cevap açıktır: Hutbe namazdan önce olduğuna göre elbette “asli olan” ilk iki rekatı temsil eder. Bunun içindir ki hutbe, iki rekatı temsilen iki bölümden oluşur.<br />
Cessas Ahkamu’l-Kur’an’ında Hz. Ömer’den şu sözü nakleder: “Cuma namazı, hutbeden dolayı kısaltılmıştır.” Dikkate şayandır ki yine aynı yerde, Ata, Mücahid ve Tavus gibi 2. neslin otoriteleri hutbeye yetişemeyenin namazı dörde tamamlamaları şartını koşarlar.<br />
Bunları nakletmemin tek sebebi var: Hutbe’nin Cuma ibadeti içindeki asli değerine dikkat çekmek. Sanırım “Neden hutbeye farz namazın ilk yarısı kadar değer verilmiştir?” sualine vereceğim tek cevap şudur: İslâm’ın talim ve terbiyeye verdiği önemden dolayı.<br />
Peki, dinin bu kadar önem verdiği hutbeler bugün ne âlemde? Gerçekten bugün camilerimizde okunan Cuma hutbeleri bu önemi yansıtır kıratta mı? Değilse problem ne?<br />
Gelecek yazıya.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/132/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/132/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/132/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=132&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/cuma-hutbelerine-dair-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Millet Putunu kendi yapar kendi Tapar..</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/bir-millet-putunu-kendi-yapar-kendi-tapar/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/bir-millet-putunu-kendi-yapar-kendi-tapar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2007 08:13:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa İSLAMOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/bir-millet-putunu-kendi-yapar-kendi-tapar/</guid>
		<description><![CDATA[Şu insanoğlu garip varlık. Yücelince melekleri geçiyor, alçalınca şeytan bile yanına besmeleyle yaklaşıyor. Ne diyordu ortak aklımız olan şerefli Kur&#8217;an&#8217;ımız: &#8220;Kendi kendine yettiğini zannetmeye görsün; insanoğlu mutlaka azar.&#8221; (96:6-7) İnsan &#8220;keramet&#8221; sahibi bir varlık. Yani, yaratılmışlar içindeki potansiyel değeri çok yüksek. Bunun anlamı ne mi? Şu: Kokuşunca, değeri düşük şeyler gibi kokmuyor. Dayanılmaz oluyor. Güç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=131&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şu insanoğlu garip varlık. Yücelince melekleri geçiyor, alçalınca şeytan bile yanına besmeleyle yaklaşıyor.<br />
Ne diyordu ortak aklımız olan şerefli Kur&#8217;an&#8217;ımız: &#8220;Kendi kendine yettiğini zannetmeye görsün; insanoğlu mutlaka azar.&#8221; (96:6-7)<span id="more-131"></span><br />
İnsan &#8220;keramet&#8221; sahibi bir varlık. Yani, yaratılmışlar içindeki potansiyel değeri çok yüksek. Bunun anlamı ne mi? Şu: Kokuşunca, değeri düşük şeyler gibi kokmuyor. Dayanılmaz oluyor. Güç ve yetki alanına göre mahalleyi, şehri, hatta ülkeyi, dahası tüm dünyayı kokutuyor.<br />
Bir salatalığın kokuştuğunu düşünün, bir de etin. Kokuşmuş ve çürümüş salatalık, değil bulunduğu yeri kokutmak, iyice yaklaşmayınca sizi kendisinden haberdar dahi etmez. Ama ya et kokuşursa. Allah muhafaza, burnunuzun direği kırılır. Kırk günlük yoldan alırsınız pis kokuyu. Ben buradayım diye bas bas bağırır.<br />
İkisi arasındaki fark ne? Elbette potansiyel değer farkı. Et protein deposu, salatalıksa muhteviyat açısından tam bir fukara. Yani&#8217;si belli: Değerli şeyleri boş bırakmaya gelmez. Eğer yaratılış amacı doğrultusunda kullanılmazsa, kokuşur. Kokuşursa ortalığı berbat eder. Potansiyel değeri ne kadar yüksek olursa, kokuşunca verdiği rahatsızlık ve yaydığı tehlike de o kadar büyük olur.<br />
İşte insan da böyle. Potansiyel değeri çok yüksek. Bu potansiyeli yaratılış amacına uygun kullanırsa &#8220;yaratıkların en şereflisi&#8221; olur, &#8220;en güzel varlık&#8221; olur; değilse, yine Kur&#8217;an&#8217;ın dediği gibi &#8220;aşağıların aşağısı&#8221; olur, &#8220;hayvandan da aşağı&#8221; olur.<br />
Yaratılış amacı kulluktur. Allah&#8217;a kul olduğunu unutup da kulları kendisine kul etmeye kalkınca, kokuşur. Etrafını da kokutur. Eğer bir ülkenin başına koysanız, koca ülkeyi kokutur. Güce tapar ve gücüne taptırır. Sapar ve saptırır.<br />
Alın size -son versiyonundan- bir örnek.<br />
Saparmurat Niyazof&#8217;un yüzüklerini duydunuz mu? Hepsi pırlanta yüzükler bunlar. Tanesi ortalama 200 bin dolardan tam 31 yüzük. Ayrıca tanesi 80-100 bin dolar arasında değeri olan 38 yüzük.<br />
Hemen &#8220;atmışlar&#8221; diyenin, kendisi atmış olur. Çünkü bu rakamları veren Türkmenistan eski Dışişleri Bakanı ve bilahare Pekin büyükelçisi ve 11 Eylül sonrasında icazetli muhalif Boris Şıhmuradov.<br />
Saparmurat, 99&#8242;da kendini meclis kararıyla &#8220;ebedi şef&#8221; seçtirmiş. Ömür boyu. Kendine ülkede &#8220;Beyaz saçlı ferişteh (melek)&#8221;, &#8220;büyük önder&#8221;, &#8220;uca (yüce) serdar&#8221; dedirtiyor.<br />
O göründüğü zaman akan sular duruyor. Yediden yetmişe herkes hazır ola geçiyor. Televizyondaki silüeti karşısında bile, kıyama duruyor insanlar.<br />
&#8220;Milli şef&#8221; Saparmurat başkentin ortasına 180 milyon Manat&#8217;a mal olan bir heykelini diktiriyor. Bütün ülke seferber oluyor ve her taraf onun heykelleriyle donanıyor. Millet sefalet içindeymiş, kime ne? Ekmeksiz olur, heykelsiz olmaz.<br />
Yo, olay burada bitmiyor. &#8220;Saparmurat&#8221; derler onun adına. Bu öyle az buz bir sapma değil. Öyle bir sapıyor ki, benzerleri yanında yunmuş yıkanmış kalıyor. Kur&#8217;an yerine bir &#8220;kutsal kitap&#8221; hazırlatıyor. Ülkeye giren herkesin eline daha havaalanında tutuşturuyorlar bu &#8220;Saparmurat Kitabı&#8221;nı. Bu sapık kitaba Kur&#8217;an muamelesi yapılmasını istiyor. Her diktatörün ülkesinde olduğu gibi &#8220;milli yağcılık&#8221; moda oluyor. Milli yağdanlıklar pıtrak gibi çoğalıyor. Her otele, her kamu kurumuna konuyor. Hatırlayın, bir zamanlar da Afrika&#8217;nın en akıllı (!) diktatörü Kaddafi merak salmıştı bu kitap işine. Yeşil Kitab&#8217;ı şimdi kaç kişi hatırlar?<br />
İnsan azmaya görsün. İnsan kendini Firavunlaştırmaya görsün. İnsan kendi kendine yettiğini sanmaya görsün. Ve dahi insan Allah&#8217;a kul olmak yerine Allah&#8217;ın kullarını kendine kul etmeye görsün. Onun yapmayacağı çılgınlık, irtikap etmeyeceği zulüm ve günah yok.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=131&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/17/bir-millet-putunu-kendi-yapar-kendi-tapar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Bünyeye Sirayet Eden Virüsler</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/toplumsal-bunyeye-sirayet-eden-virusler/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/toplumsal-bunyeye-sirayet-eden-virusler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 06:31:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ramazan KAYAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/toplumsal-bunyeye-sirayet-eden-virusler/</guid>
		<description><![CDATA[Toplumsal Bünyeye Sirayet Eden Cahili, Şeytani, Hevai Virüsler Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor Toplumların kaderi insanların kaderine ne kadarda çok benzi yor, değil mi? İnsan hastalandığı gibi toplumda hastalanıyor Toplumlarında tıpkı insan gibi ayağı kayabilir Ayakları yere sağlam basmayan, köklerine reddeden, değerlerine ters düşen toplumda olsa nasıl ayakta kalabilir. Evet kitlelerde aklını yitirebilir, şirazesinden çıkabilir Çağdaş [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=127&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:9pt;color:darkblue;font-family:Verdana;"><font size="4" color="#0066ff">Toplumsal Bünyeye Sirayet Eden Cahili, Şeytani, Hevai Virüsler Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor</font></span><span style="font-size:9pt;color:#454545;font-family:Verdana;"><font size="4" color="#0066ff"></p>
<p></font></span><span style="font-size:9pt;color:olive;font-family:Verdana;"><font size="4" color="#0066ff">Toplumların kaderi insanların kaderine ne kadarda çok benzi yor, değil mi? İnsan hastalandığı gibi toplumda hastalanıyor Toplumlarında tıpkı insan gibi ayağı kayabilir Ayakları yere sağlam basmayan, köklerine reddeden, değerlerine ters düşen toplumda olsa nasıl ayakta kalabilir. Evet kitlelerde aklını yitirebilir, şirazesinden çıkabilir Çağdaş toplumlarda bunu teşhis etmek pekte zor değil Hafızası çöken, yeni bir formata ihtiyaç duyan ne kadarda çok toplum var! <span id="more-127"></span></p>
<p>Kültürel şizofreninden kurtulamayan, sosyal depresyonları atlatamayan, siyasi intiharın eşiğine gelmiş, ekonomik harakiriyi kurtuluş gören toplumsal tabloların yabancısı değiliz Tabloların totemlerin tutsaklığı kılınmış kitleler sanal özgürlük sarhoşluğu içinde göğüslerini gere gere kendi zindanlarına uygun adım koşuyorlar. Sorgulamayan, üretmeyen, kurucu bir irade taşımayan, direnemeyen bu yığınlar. Sinmişliği, silikliği, sömürülmeyi sineye çeke çeke nereye gidiyorlar? Gündemlerinde insaniyet: hakkaniyet, adalet, hakikat adına bir kırıntı var mı dır? Yönünü, yolunu belirleyecek toplumsal bir basirete sahipler mi?</p>
<p>Haksızlıkla hikmet arayan, tüm şerleri hayra yoran, bir zilleti ve esareti kader bilen şu şaşkınlar güruhunun nasıl bir ilete müptela olduklarını anlamak kolay, fakat anlamak uyarmak, çok zor</p>
<p>Ahlaki değerler, insani erdemler alt-üst oldu Ahlaki ciddiyetin yerini korkunç bir vurdum duymazlık aldı Sorumluluk almaktan kaçınan başıboş kitlerle türedi Yalan, hile, hırs, tamah, riya, kibir yaşamın vazgeçilmezleri oldu Reklam, rekabet, rant, reyting, rövanş toplumun en çok kullandığı kelimeler Riyanın toplumsal bir maruza dönüştüğü zaman diliminde gösteriş, gösteri, görüntü, görünürlülük, görkem, görsellik, gözde olmak, göze girmek, gövde gösterisi nede çok prim yapıyor? İmaj, makyaj, ambalaj sanki prestij kazanmanın tek yolu Bu durum nasıl bir ruh halini yansıtıyor? İlgi çekmek, şöhret olmak, dünyayı esas kabul etmek genel düsturları olduğu için var güçleri ile dünyaya yükleniyorlar İhtiras, intiham, iktidar hırsı sınır, kural, ahlak tanımıyorsa, insanlar dünyayı cehennemleştirme yolunda hızlarına hız katıyor demektir Daha çok haz duymak için, daha çok hız yapmak için koşanlar, hiç bir kıskaç, kriter kural işlemiyor</p>
<p>Bir diğer ürkütücü boyut Medyanın mahremiyet perdesini yırtıyor olması Geride mahram olan ne kaldı? Her şey üryan Mahremiyetin bittiği yerde haysiyet, iffet, izzet aranır mı? Oda gitti Mahremiyet ve haysiyet magazin malzemesi</p>
<p>Modernizm, insanı özgürleştirme yalanı ile kitleleri hala büyülüyor Peki, kimden kurtaracak? Hevanın azgınlaştığı bir zeminde özneliğini kaybeden insan hangi özgürlüğü elde edecek?</p>
<p>Kitleler kendi ürettikleri korkulara kurban gittiler Bu çağ; koku, kaos, kuşku, kaygı çağı olarak anılacaktır İnsanlar sorularına yenik düştüler. Şüphelerin pençesinde kıvrandılar Kaosa davetiye çıkardılar Kanla buluştular Karanlıklardan ve karanlık güçlerden hala medet umanlar var</p>
<p>Artık toplumun şüpheci, yakîni yok Dünyacı, ötesi yok Bencil, paylaşımı yok Toplum hasta reçetesi yok</p>
<p>Daha da beteri, toplumun hastalıklarını savunuyor olması Tedavi kabuk etmemesi Bundan daha büyük hamakat ve gaflet olabilir mi? İşte bu gün yaşanan budur</p>
<p>Toplumu hasta olduğuna kim ikna edecek?</p>
<p>Tedavi önerenden, reçete sunandan cüzzamlıdan kaçar gibi uzak duruyor</p>
<p>Toplumsal bünyeye sirayet eden cahili, şeytani, hevai virüsler toplum sağlığını tehdit ediyor. Takva korumasında olmayan bir toplumun iflahı zor Nedir bu iflah etmez marazlar?</p>
<p><font color="#cc0000">Dünyevileşmek</font> Yaşam ufku bu dünya ile sınırlı hesapçı, hazırcı, hazcı, şimdici, dünyacı insanların gündemine ortak hedefleri, dertleri, davaları koyabilmek kolay mı sanıyorsunuz? Dünyanın fiziki değerlerini değişmez değerler görme yanılgısı insana çok pahalıya mal oldu. Eşya değer kazanırken insan ve insanlık ucuzladı. Dünyayı kontrol altına alma çabaları insanı dünyaya bağımlı hale getirdi. Artık insan değerlerden vazgeçip fiyatlarla ilgilenir oldu İnsanın kafası, karnesi rakamlarla dolu Fakat insanlar ruhlarını satıp, cesetlerini makyajlamaya durdular. Öte dünyasız bir hayatın tadını çıkarmaya çalıştılar. Bu hastalığa müptela olan kişi değerler dünyasındaki puanlamayı ilahi olandan alıp gayrı ilahi olana vermek vardır. Hayat vahyin kılavuzluğundan kopmaktadır</p>
<p><font color="#cc0000">Bireyselleşme</font> Toplumsal sorumluluklardan uzaklaşıp içe kapanma Müslümanlarla birlikte olmanın sıkıntılarına katlanmadan, yalnızlığın rahat ve rehavetini tercih etme anlayışı Yalnızlaşan, yalnızlaştıkça yabancılaşan Böyleleri için ümmet, vahdet, cemaat, kardeşlik nostaljik bir takıntıdır. Bu hastalık başka hastalıklarında habercisidir, ben merkezci bir açmazın girdabında insanlar zayi olup gidiyor Tek kişilik bir dünyası vardır Başkası yoktur Bizi yoktur</p>
<p><font color="#cc0000">Gayesizlik</font> İnsan yaratılış amacından uzaklaştıkça hayat anlamını kaybeder Doyumsuz, güvensiz, hedefsiz bir mecraya savrulur Gayeden kopunca insan, artık onun için uğrunda mücadele etmeye değer dava, doğru, değer kalmamıştır Bu insan aldırışsızdır, dertsizdir, gamsızdır Yaşamı parçalanmıştır, birleştirici öğelerin kaybolması ile birlikte başıboşluk ve sorumsuzluk baş gösterir İç dünyada başlayan çözülme ve bozulma, kişiyle sınırlı kalmıyor, kişinin dünyaya bir bozguncu olarak çıkmasına neden oluyor</p>
<p><font color="#cc0000">Eylemsizlik</font> Ruhunu yitiren çağın insanı neyin mücadelesini verecek? Atalet, rehavet ve sefahat yaşam kodlarını işlevsiz kılmıştır Aksiyon yok! Heyecan yok! İrade yok! Hareket olmayınca hayat boş, kof, durağan, monoton kalır, çekilmez bir hal alır. Ne düşünme eylemi Ne okuma eylemi Ne sorgulama eylemi. Ne inşa ve ne de imha eylemi yok Kendini dondurmuştur</p>
<p><font color="#cc0000">Değersizlik</font> Vahiyle bağını koparan insan kutsal tanımaz oldu Sonra kendi kutsallarını üretti Tatmin olmadı bu defa kutsallarını tahrip etti Tüm ilahi v beşeri kutsallara ilan-ı harp etti Değer yitimi ile başlayan değersizleşme zamanlar yerini modern yapay değerlere bıraktı Başarı, kazanç, kar, güç, iktidar, kapital gelir artışı kutsanır oldu Sonra bunların savaşı başladı İnsanın değeri, tüketim gücü ile ölçülür oldu Kıblesini yitiren insan yönsüzlük girdabında bocalıyor.</p>
<p>Bu savaşta yenik ve yorgun düşen insan kendini arıyor</p>
<p>İlkeli bir yaşamdan koptuğundan beri hiçbir şeyde karar kılamıyor</p>
<p><font color="#cc0000">Duyarsızlık</font> Ruhu işgale uğramış, kalbi kuşatma altında olandan nasıl duyarlılık beklenebilir ki? tepkisiz, sinirleri alınmış,uyuşumcu, edilgen, pasif bir ruh hali Sömürülmeye aday silik ve sinmiş kişilik Böylelerinin iradesi çökmüş, iddialarından vazgeçmiş, ideallerini yitirmiş durumdadırlar His yok, aşk yok, öfke yok Gelene ağam, gidene paşam felsefesini İtiraz, sorgu, tepki, tavır, lügatlerinde yoktur Dertsizlik derdine müptela olan kolay kolay iflah olmuyor</p>
<p>Peki, tüm bu ve benzeri marazların, zaafların, reçetesi yok mudur? Kuşkusuz vardır İşte bu çağın, bu toplumun içinden yükselen bir ses şöyle diyordu:</p>
<p><font color="#cc0000">Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kurandır.<br />
</font><br />
Şimdi Kuranla yola çıkarak sorumluluklarımıza dönecek olursak</p>
<p>Bu durumda toplumsal marazların bozucu, boğucu, batırıcı etkilerine karşı ne yapabiliriz? Toplumsal yozlaşmaya karşı yalnızca söylem geliştirmeyle bir yere varılamayacağını iyi biliyoruz Bu güne kadar süre gelen pratikten uzak, hayata yansımayan toplumsal çözümlemeler, derin tahliller, orijinal fikirler sorunu çözmeye yetmedi Müminler olarak mutlaka koruyucu önlemler almalıyız Farklı bir toplum modeli oluşturmalıyız Alternatif sunamadığımız kirli bir mekanizma tarafından yutulmamız kaçınılmazdır İşte bu bağlamda yapmamız gerekenlerden bir kısmı:<br />
<font color="#cc0000">1-</font> Ruh, yürek ve bilinç dünyamızın zengin olması lazım. Vahiyde derinleşerek, rahmet ve şifa menbaı olan Kitabımızdan beslenerek iç donanımızı tamamlamalıyız Yorgun ruhlarımızı vahyin ruhu ile ayağa kaldırabiliriz Yoksul yüreklerimizi takva ile takviye edebiliriz<br />
<font color="#cc0000">2-</font> İslami kimlik ve kişiliğimizi ciddiye almalıyız Kimliğimize yönelik çarpıtma, karartma, örtme çabalarına fırsat vermemeliyiz Bu kimlikle elde ettiğimiz erdem, onur, iffet ve haysiyeti taşıma liyakatini sürekli korumalıyız<br />
<font color="#cc0000">3-</font> Cemaat ruhuna, Müslümanlar arası hukuka, disiplin ve davranış biçimine önem vermeliyiz Bireyselleşmenin önüne geçmenin yolu aidiyet bilincini canlı tutmaktan geçer<br />
<font color="#cc0000">4-</font> Siyasal, sosyal, kültürel, düşünsel yönden gelişimimizi sürdürürken ameli, ahlaki ve deruni boyutumuzu ihmal etmemeliyiz İbadet hayatımıza bir çeki- düzen vermeliyiz Vakti giren ibadetlerde gecikmemeliyiz Sünnet hassasiyetine yeni bir ivme kazandırmalıyız Çünkü sünnet, zamanı, mekanı aşarak Hz. Peygamberin örnek, özne ve öncü kişiliğini hayatımıza taşıma, hayatımızda yaşatma ve yansıtma pratiğidir Peygamberi yaşam biçimini içselleştirme ve nebevi disiplinle şekillenme çabasıdır Muhammedî aidiyetin fiili ispatıdır; sünnet<br />
<font color="#cc0000">5-</font> Sade bir yaşam ve mütevazı bir duruşu tercih etmeliyiz Ahireti önceleyerek sonlu rahata değil, sonsuz rahmete müşteri olmalıyız Vahşi kapitalizmin sınırsız tüketim alışkanlığı hastalıktan öte bir çılgınlığa dönüştü Nasıl korunabileceksek korunmalıyız artık! Mutlaka alternatif yaşam modelimizi gerçekleştirebilmeliyiz Çünkü heva ve hevesin sürüklemesi ile ihtiyaçların ve zaruretlerin tanımı değişti Üretilen zaruretlerle nice israflar, savurganlıklar, isyanlar mübahlaştı İlahi emirler karşısında gevşeyenler, gaflet ve kasvet kuşatmasına yenik düşüyor<font color="#cc0000"> Ruhsatlarla amel dinde laubaliliğe, lakaytlığa dönüşüyorsa bunun üzerinde durmak gerekir</font></p>
<p>Sekülerizmin maddeye yüklediği dünyevi değere bizim birde uhrevi boyut kazandırmamız gerekir, bu bir görevdir İş dünyamızda kar etmenin dünyevi getirisi yanında infak etmenin, hayır işlemenin, sevap kazanmanın manevi hazzına talip olmalıyız<br />
<font color="#cc0000">6-</font> Helal- haram sınırlarının flulaştığı bir zaman diliminde helal kazanç hassasiyetini daha bir diri tutmamız gerekiyor Helal olmayan bir hayatın sonunun helak olacağını unutmamak lazım Günahların küçümsendiği hatta özendirildiği günlerden geçiyoruz Nasıl korunacağız? Her günah bir sonraki günaha çağrıdır Din adına konuşanlar günah konusunda hiçbir tarihte bu kadar esnek davrandılar mı hatırlamıyorum<br />
Günahlara karşı ölümü çokça hatırlayarak önemli bir korunma yöntemini yakalamış oluruz<br />
<font color="#cc0000">7-</font> Medyanın Müslüman zihin üzerindeki blokajını kırmalıyız. Kendimizi sanal dünyaya salmadan bire bir sohbet ortamlarını canlandırmalıyız Göz göze gelerek, gönül gönüle vererek sıcak sohbetlerle sorumluluk bilinci, kulluk direnci gelişecektir Bizi ayakta tutacak bu programlardır<br />
<font color="#cc0000">8-</font> Yaygın ve etkin bir İslami eğitimin her seviyede gerçekleşmesi için bu alana yoğunlaşmamız kaçınılmaz ve ertelenemez bir görevdir İslami bir terbiye ve tekamül için bu şarttır Toplumsal sorumlulukların üstesinden gelebilmenin yolu da, kulluğun gereği de eğitimden geçiyor<br />
<font color="#cc0000">9-</font> Önce ailenin güvenliğini sağlayıp sonra da güçlendirmeliyiz. Çünkü aile bizim direnme ve dirilme yerimizdir. Son kalemizdir Toplumun rahmidir Liberal, seküler, modern depremlere karşı aileyi sağlamlaştırmamız zaruret arz ediyorEvlerimizin mescitleşeceği, mektepleşeceği imkanlar oluşturmalıyız<br />
10- Toplum içinde adil şahitliğimiz, güzel örneğimiz, yüce ahlakımız, vasat ümmet olma vasfımız, temsil gücümüz, sahih duruşumuz ile mesaj misyonumuzu öne çıkarmalıyız Bu eksende tutarlı, kararlı, nitelikli çizgimizi sürdürmeliyiz.<br />
<font color="#cc0033">11-</font> Diğer Müslümanlarla aramızda olması gereken kardeşlik hukukunu zedeleyecek davranış bozukluklarını ıslah etmeliyiz<br />
İnsanlığın aklı, yüreği, vicdanı, ufku ve umudu biz olmalıyız.<br />
Toplumsal hastalıklarla mücadele ederken Tıbbın-Nebevi böyle gerektiriyor</p>
<p></font></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/127/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/127/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/127/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=127&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/toplumsal-bunyeye-sirayet-eden-virusler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hepimiz Ermeniyiz!&#8221;</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/hepimiz-ermeniyiz/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/hepimiz-ermeniyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 06:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Senai DEMİRCİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/hepimiz-ermeniyiz/</guid>
		<description><![CDATA[O dillere destan cenazeden sonra oldu ne olduysa.. “Hepimiz Ermeniyiz!” pankartlarıyla dolaşıldı ya. “Türk” oldukları en azından pankartlarındaki cümlenin Türkçe oluşundan anlaşılan binlerce insan, o cümlenin altında bir yerde bulunmaya nasıl oldu da razı oldular? Aslında, bir empati ifadesi olarak yorumlanmakla yetinilip tatlı buruk bir hatıra olarak arşive konulabilirdi. Ama öyle olmadı; içimizde ara sıra [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=126&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13.5pt;color:#40007f;font-family:Verdana;">O dillere destan cenazeden sonra oldu ne olduysa..</p>
<p>“Hepimiz Ermeniyiz!” pankartlarıyla dolaşıldı ya. “Türk” oldukları en azından pankartlarındaki cümlenin Türkçe oluşundan anlaşılan binlerce insan, o cümlenin altında bir yerde bulunmaya nasıl oldu da razı oldular?</p>
<p>Aslında, bir empati ifadesi olarak yorumlanmakla yetinilip tatlı buruk bir hatıra olarak arşive konulabilirdi. Ama öyle olmadı; içimizde ara sıra soğusa da, aniden alevlenen, ateşi yükselen, sınırlarının ne olduğuna henüz karar verilmemiş, tanımı konusunda mutabakatı sağlayamadığımız milliyetçiliğimize dokundu. Milletini, soyunu, nesebini, hatta dinini inkâr etmelere kadar yorumlara konu edildi.<br />
<span id="more-126"></span><br />
(</span><font size="4" color="#7f003f" face="Verdana"><span style="font-size:13.5pt;color:#7f003f;font-family:Verdana;">Uzunca bir paranteze izin verin lütfen:</span></font><font size="4" color="#40007f" face="Verdana"><span style="font-size:13.5pt;color:#40007f;font-family:Verdana;"> Komplo teorilerine itibar etmem; zira her işin arkasında komplo araya araya sahici yaşamayı unuttuk, hayatın ortasına kalıbımızı koymayı erteledik, kalbimizi kekeme ve lâl ettik. Kendimizi başkalarının hesaplarına göre ayarlayalım derken, kendi varlığımızı, duygularımızı hesaba katmaz olduk. “<strong><span style="font-weight:bold;">Hepimiz Ermeniyiz!</span></strong>” cümlesi, yapılan zulüm Ermeni’ye de olsa biz o zulme karşıyız demeye gelir.</span></font><font size="4" color="#00007f" face="Verdana"><span style="font-size:13.5pt;color:#00007f;font-family:Verdana;"> “Öldürülen Ermeni’dir ama ben bir Türk olarak, ondan önce insan olarak sevdiği kör kurşunlara hedef olmayı elbette ki hak etmemiş bir Ermeni kadın kadar üzüntülüyüm, onun yetim çocuklarının acısını yüreğimde hissediyorum” </span></font><font size="4" color="#40007f" face="Verdana"><span style="font-size:13.5pt;color:#40007f;font-family:Verdana;">demektir. Hadi, söyleyenler bunu kastetmedi diyelim, biz bunu böyle yorumlarsak ne kaybederiz?)</p>
<p>Bu satırları yazarken bile ihtiyat adına uzun parantezler kullanmak zorunda kalıyorsam, bilinç altımıza nice zamandır yerleştirilmiş hazır “düşmanlar” üzerinden düşünmeyi henüz aşamadığımızı hissediyorum.</p>
<p>Siz ki tâ ilkokul çağlarında “düşman”ı İzmir’de denize döktünüz; her defasında bu soruldu size, her defasında denize dökme eyleminin o sarsak fotoğrafı hücum etti aklınıza, Yunanlı olmayı nasıl tarif edersiniz?</p>
<p>Hadi politikacılar arasında yıllara dayanan çekişmeler sürüp gidiyor diyelim, bir gün İstanbul’da yürürken Yunanlı bir kız çocuğu çıksa karşınıza, hesabınızı “denize dökülen düşman” üzerinden mi yapacaksınız? O masuma da düşman diye bakacak mısınız, yoksa fıtratınızı dinleyip tebessüm ederken kimselere belli etmemeye mi çalışacaksınız?</p>
<p>Yunanlı olmak kadar Ermeni olmak da, Rum olmak da korkulu çağrışımlar uyandırır bilinçaltımızda. Bu yüzden bir hayata da mal olsa, sonunda bir Ermeni ile empati kurabildiğimizi bütün dünyaya ilan edebilmek, hayli önemli bir kırılma noktası olsa gerek. Bu aynı zamanda, hazır ve toptan düşmanlıklar üzerinden yükseltilen, sivriltilen dışlayıcı bir “milliyetçilik” anlayışının da-anlayışla karşılamak gerek ki-kanırtıldığı kertedir.</p>
<p>Çok değil 10 yıl kadar önce, Bosna savaşının yürekler sızlatan, ciğerler yakan vahşeti Avrupa’nın gözü önünde sürüp giderken, vicdanı olup bitenlere isyan eden bir Sırp hanımın müslüman olduğu haberi yer almıştı gazetelerimizde.</p>
<p>Ancak, çok geçmeden anlaşılmaz (yoksa anlaşılır mı?) okuyucu tepkileri yükselmişti: “Sırptan müslüman olur muydu ki?” O günlerde Sırplar adına yapılanlara duyulan öfke, ilk bakışta hak verilmeyi hak eden bir tepki doğuruyordu kalplerde. Zulümle, cinayetle, tecavüzle anılan “Sırp” kelimesi, “Müslüman” kelimesinin yanına yakıştırılamamıştı. “Sırp Müslüman” olamazdı. “Biri Sırp ise Müslüman değildir, Müslüman ise Sırp olamazdı.”</p>
<p>Oysa, Sırp bir ırk adıydı; bir milletin ünvanıydı. Sırplar arasından birileri zulmediyor diye bütün Sırp olanlar suçlanamayacağı gibi, Sırp olarak doğanların da herkes gibi Müslüman olmaya hakları vardı. Sırp olmak, Müslüman olmamaya eşit değildir. Sırp olmak, en azından çok sayıda istisnaların hatırına, “Müslüman düşmanı” olmaya da eşitlenemez. “Müslüman Türk” olmak ne kadar mümkün ise “Müslüman Sırp” olmak da o kadar mümkündür.</p>
<p>Yoksa, biz de bilmeden Yahudilerin “tahsis” anlayışını mı benimsiyoruz? Onlar ki dini bir ırka özel kılarlar. Gerçek bir Yahudi (Musevî anlamında) olmanız için İsrailoğullarından olmanız, yani Yahudi ırkından olmanız gerekir.</p>
<p>Mûsa Aleyhisselam’ın Tevrat’la getirdiği din “Musevîlik” diye anılır ve elbette ki her ırka, her millete açıktır. Buna rağmen, gelin görün ki, yeryüzünde Musevîlik Yahudilikle anılıyor artık. Yahudi olmak artık sadece bir ırkı değil, bir dini de çağrıştırıyor. Elbette ki elçilerini “âlemlere rahmet” olarak gönderen “âlemlerin Rabbi” dini bir ırkın, bir milletin varlığına bağlı kılmayacaktır. Ama olan bitene bakın ki böyle&#8230;</p>
<p>Hatta biz de “böyle”ce olan biteni sanki bize bakan yüzünden onaylıyormuşçasına, Yahudi ırkından birinin “Müslüman” oluşunu şüphe ile karşılamaya teşvik ediliriz. Hadi, bu şüpheyi hak verdirenler var diyelim, herkesi ama herkesi Sabetayist komplo içinde algılamaya çalışmak ne kadar hakperest bir tavırdır? İslam’ı fıtratıyla benimseyip yaşamaya çalışacak bir tanecik “Yahudi” kalbin bile derin kıpırtılarını ıskalamak küçümsenecek bir körlük müdür? Kalplerin içinde olanı ancak Allah bilirken, biz kişinin dudağına kadar getirdiği kelime-i şehadetini “dönme” hesapları içinde yok sayma hakkına sahip miyiz?</p>
<p>İşte o cenazeden sonra sıkça sorulan bir soru, dini bir ırka tahsis etme anlayışından epey nasipli olduğumuzun habercisi gibi geldi bana. Meğer “Ermenilik”i bir dinin adı biliyormuşuz biz. Bu yüzden “Hepimiz Ermeniyiz” demek “Hiçbirimiz Müslüman değiliz!” diye de algılanırmış. Ermenilerin çoğunlukla Hıristiyan oldukları doğru. Ama bu Ermeni olarak doğan birine Müslüman olma yollarını kapatıyor mu?</p>
<p>Hem sonra, biz Müslüman olmayı “Müslüman yandaşlığı” olarak mı algılıyoruz Allah aşkına?</p>
<p>İslam bir taraftarlıktan mı ibarettir?</p>
<p>İslam sadece siyasal bir kutuplaşmanın ünvanı olacak kadar –haşâ–sığ mıdır?</p>
<p>Müslüman olmak, her şeyden önce, “insan” olmanın kodlarına “teslim olmak” değil midir?</p>
<p>Müslüman olmak, herkesten önce, herkesle paylaştığımız ortak paydamız olan fıtratın icabınca davranmak değil midir?</p>
<p>Fıtratımız, bize, sırf Türk ırkından diye bir katilin yanında sessizce ve gizlice de olsa durmayı mı emrediyor?</p>
<p>İnsanlığımız bizden birinin acısına sırf müslüman değil diye körelmemizi mi istiyor?</p>
<p>Gerektiğinde bir gayr-i müslimin de yanında yer almak, müslümanlığımızdan verdiğimiz bir taviz değil, aksine müslümanlığımızın icabıdır. Ne kadar müslümansak, o kadar insanız. Ne kadar Muhammed(asm) ümmeti isek, kendimizi o kadar ırktan ve kandan bağımsız tarif ederiz.</p>
<p>Kolay değildir bunları kabullenmek, benimsemek. Her ulusu, her dili, her dini laiklik hatırına değil, İslam adına, müslüman oldukları için kucaklamış, asla sömürgecilik gibi bir zulme bulaşmamış atalarımızdan miras aldığımız topraklarda üzerimize “ulus” üzerinden kimlik gömlekleri giydirilmeye çalışılalı beri, yaman çelişkiler içindeyiz. Yaman çelişkinin en “Yaman”ını kalbinize salmak için, çok yakıcı ve sarsıcı bir naatin sözleriyle veda ediyorum:</p>
<p>Gönül hûn oldu şevkinden boyandım ya Resûlallah<br />
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Resûlallah<br />
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Resulallah<br />
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Resulallah</p>
<p>Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen<br />
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rû-nümasın sen<br />
Habib-i Kibriya’sın sen Muhammed Mustafa’sın sen<br />
Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Resulallah</p>
<p></span></font><strong><font size="4" color="#7f003f" face="Verdana"><span style="font-weight:bold;font-size:13.5pt;color:#7f003f;font-family:Verdana;">Meraklısına not: </span></font></strong><strong><font size="4" color="#40007f" face="Verdana"><span style="font-weight:bold;font-size:13.5pt;color:#40007f;font-family:Verdana;"></p>
<p></span></font></strong><font size="4" color="#40007f" face="Verdana"><span style="font-size:13.5pt;color:#40007f;font-family:Verdana;">Çok zarif besteler eşliğinde dinlemiş olmanız muhtemel bu naatin yazarı bir <strong><span style="font-weight:bold;">Rum</span></strong>. <u>Kendisi bir Müslüman mezarlığında yatmaktadır</u>. Karacaahmet’e yolunuz düştüğünde, Küçük Selimiye Camii kapısını arkanıza alıp onbeş adım yürüyünüz. Durup solunuza bakın. Asırlık bir servinin altında karısı Hatice Hanımla yan yana yatan Yaman Dede’nin kabrini göreceksiniz. Mezar taşı üzerinde de şunları okuyacaksınız:</p>
<p>HüvelBaki<br />
Mevlana Aşıkı Yaman Dede<br />
Hakk’a kavuşmak için ircii emrine etti itaat.<br />
1304-3.5.1962</p>
<p>Yaman Dede, 1887’de, Rum anne ve Rum babanın oğlu olarak Kayseri’de doğdu. “Diyamandi” adını aldı. Sonraları Mevlânâ Celaleddin-i Rumî’nin eserleriyle tanıştı. “Müslüman Türk”lerin yaşadığı bu topraklarda onun kısmetine de bir “<strong><span style="font-weight:bold;">Müslüman Rum</span></strong>” olarak yaşamak düştü.</p>
<p>Zorumuza gitmiyor değil mi?</span></font></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/126/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/126/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/126/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/126/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=126&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/hepimiz-ermeniyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Modern tesettur (!)</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/modern-tesettur/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/modern-tesettur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 06:25:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hekimoğlu İSMAİL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/modern-tesettur/</guid>
		<description><![CDATA[Askeriyede savaş anında her asker bir &#8220;sütre&#8221; gerisinde yatar, oradan ateş eder. Kore&#8217;den gelen bir subay, bir taş göstermiş, &#8220;Beni kurtaran bu taştır.&#8221; demiş. Savaşırken o taşın arkasında yatmış. Bir iki kurşun o taşa değip sekmiş, böylece o arkadaş vurulmamış. Sütre ve tesettür aynı kökten gelir. Setr&#8230; Yani örtmek&#8230; Nasıl ki askerler savaşta sütre gerisinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=125&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="+0">Askeriyede savaş anında her asker bir &#8220;sütre&#8221; gerisinde yatar, oradan ateş eder. </font></p>
<p><font size="+0">Kore&#8217;den gelen bir subay, bir taş göstermiş, &#8220;Beni kurtaran bu taştır.&#8221; demiş. Savaşırken o taşın arkasında yatmış. Bir iki kurşun o taşa değip sekmiş, böylece o arkadaş vurulmamış.</font></p>
<p><font size="+0">Sütre ve tesettür aynı kökten gelir. <strong>Setr&#8230; Yani örtmek&#8230; </strong></font></p>
<p><font size="+0">Nasıl ki askerler savaşta sütre gerisinde yatarak korunur, Müslüman hanımlar da tesettürle kendilerini düşmanlardan korurlar. İstisnalar kaideyi bozmaz.<span id="more-125"></span> </font></p>
<p><font size="+0">Bir zamanlar modernizme uyarak hızla açılan Amerika gibi ülkeler şimdi tesettürün çarelerini arıyorlar. Amerikalılar bir zaman çıplaklıkta sınır tanımayarak çıplaklar kampı bile kurdu. Sonra baktılar ki soyunmak felaket getiriyor, hiç faydası yok, babasız çocukların sayısı her geçen gün artıyor; şimdi de müstehcenlikle mücadeleye başladılar. <strong>Çünkü haramlar, insanı çökerttiği gibi aileyi ve milleti de çökertir. </strong></font></p>
<p><font size="+0"></p>
<p></font><font size="+0">Bazı insanlar gözlerini, güzellik aramak için kullanır. Güzel bir çiçeğe baktığı gibi güzel bir kadına da bakar. Çiçeğe bakar, &#8220;Bu ne güzel bir çiçek!&#8221; der alır. Güzel kadın da hoşuna gitmişti&#8230; </font></p>
<p><font size="+0">Videolar, resimler, filmler, internet müstehcen resim göstererek insanlığı çökertmek istiyorlar. Ya onlara bakmayacağız veya onlar ortadan kalkacak! Eğer onlara bakarsak koyunun ota koştuğu gibi, sineğin tatlıya koştuğu gibi insan da harama yapışır; maddeten ve mânen ölür. </font></p>
<p><font size="+0">Gözü yaratan, gözün baktığı yeri görür. Harama bakan, gözüyle avlanmıştır. Sanki onun bakışı ip olur, kişiyi baktığı şeye bağlar. İnsan da ister istemez o yöne gider. Bu sebepten harama bakmamak lazım. </font></p>
<p><font size="+0">Otobüsteydim. Önde oturan yolcu, gazeteyi açmış bakıyor. Gazetede bir resim var. İçimden dedim ki: &#8220;Allah&#8217;ım, bu resme bakmamı haram etmişsin; işte ben de başımı çevirdim!&#8221; </font></p>
<p><font size="+0">Nefse hakim olmak kolay değil. Fakat zoru başarmak mesele&#8230; </font></p>
<p><font size="+0">Tesettürde renk sınırlaması var mıdır? </font></p>
<p><font size="+0">En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; <strong>Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! </strong>Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. <strong>İnsan kendini Allah&#8217;a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. </strong>Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: &#8220;Bu mantoyu Allah beğenir mi?&#8221; O&#8217;dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı? </font></p>
<p><font size="+0">Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. <strong>Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri&#8230;</strong><strong> </strong>Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur&#8217;an&#8217;da tesettür, &#8220;cilbab&#8221; diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab&#8230; </font></p>
<p><font size="+0">Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa&#8217;ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak&#8230; &#8220;Efendim ben öyle kapanamam.&#8221; Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol. </font></p>
<p><font size="+0">Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: &#8220;O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!&#8221; </font></p>
<p><font size="+0">Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. <strong>İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır.</strong> İslamiyet&#8217;in dışına çıkansa, avcının ağına düşer! </font></p>
<p><font size="+0"><strong>Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!</strong></font></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/125/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/125/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/125/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=125&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/modern-tesettur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN MUCİZESİ NE İDİ?</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/peygamberimizsavin-mucizesi-ne-idi/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/peygamberimizsavin-mucizesi-ne-idi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 06:23:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
				<category><![CDATA[İhsan ELİAÇIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/peygamberimizsavin-mucizesi-ne-idi/</guid>
		<description><![CDATA[“Dediler: “Yerden bir pınar fışkırtmadıkça, hurmalıklardan ve üzümlüklerden bir bahçe yapıp aralarından çaylar akıtmadıkça yahut iddia ettiğin gibi göğü üzerimize parça parça düşürmedikçe veya Allah’ı ve melekleri karşımıza açıkça getirmedikçe, altından bir evin olmadıkça ya da gökyüzüne çıkıp oradan bize özel bir mektup getirmedikçe sana inanmayacağız.” De ki: “Rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir beşer, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=124&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Dediler: “Yerden bir pınar fışkırtmadıkça, hurmalıklardan ve üzümlüklerden<br />
bir bahçe yapıp aralarından çaylar akıtmadıkça yahut iddia ettiğin gibi göğü<br />
üzerimize parça parça düşürmedikçe veya Allah’ı ve melekleri karşımıza<br />
açıkça getirmedikçe, altından bir evin olmadıkça ya da gökyüzüne çıkıp<br />
oradan bize özel bir mektup getirmedikçe sana inanmayacağız.” De ki:<br />
“Rabbimin şanı yücedir. Ben sadece bir beşer, sadece bir elçiyim.” (İsra;<br />
17-90-93).</p>
<p>Kur’an’da buna benzer onlarca ayet vardır.</p>
<p>Bu ayetlerde inkarcıların “mucize” taleplerinin ısrarla reddedildiğini<br />
görüyoruz.</p>
<p>Durum buyken, Hz. Peygamber’in “işaret parmağı ile ayı yardığı”, “bir kap<br />
hurmaya dokununca binlerce askerin ondan doyduğu”, “çağırınca ağacın yanına<br />
geldiği”, “gelecekte meydana gelecek nice olayları haber verdiği” vb. türden<br />
rivayetler de neyin nesi oluyor?</p>
<p>Kanaatimce bunlar, Müslüman bilincin, eski dünya dinlerinin kendi<br />
peygamberlerine atfettiği bir takım mucizeleri kendi peygamberinde de görmek<br />
istemesinden kaynaklanmaktadır. Bunların bir takım kitaplara dahi sızmış<br />
olması, gerçekte de öyle oldukları anlamına gelmez. “Eleştirel analize” tabi<br />
tutularak ayıklanmaları gerekir. Bu konuda büyük sorumluluk altında<br />
olduğumuzu düşünmekteyim.</p>
<p>Bu rivayetlerde anlatılan peygamber portresinin Kur’an’ın anlattığı<br />
peygamber portresine uyduğunu söylemek mümkün değildir.</p>
<p>Öyle ki ipin ucunun iyice kaçırıldığını görüyoruz. Bu tür rivayetlerde<br />
anlatılan peygamberin, gerçek hayat mecralarında bizlere örnek (usve-i<br />
hasene) olması mümkün müdür? Rüya gibi gelip geçmiş, içimizden birisi değil;<br />
hayallerde resmedilen, rüyalarda görülen, sırlı, gizemli, büyülü, tütsülü<br />
bir dünyanın muhayyel kahramanı…</p>
<p>Eh, böylesi bir peygamber de, olsa olsa halk vaizlerinin, serazat nâtların,<br />
buhurlu kandil ve mevlid gecelerinin peygamberi olabilir. Yaşayan, gerçek<br />
hayattaki Allah’ın “kulu” ve “resulü” değil…</p>
<p>***<br />
<span id="more-124"></span></p>
<p>Kur’an’ın anlattığı peygamberin, kendisine iki “azîm” şey verilen ve<br />
insanlığı üç noktada “inzâr” eden (uyaran/uyanışa çağıran) bir “Allah’ın<br />
kulu ve elçisi” olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Kendisine verilen iki “azîm” şey: “Hulq-i azîm” ve “Kur’an-ı azîm”dir.<br />
(Kalem; 68/1, Hicr; 15/87). Buradaki “azîm” sözcüğünü lütfen aklınızda<br />
tutun. “Gelecekte şunlar olacak” diye uyardığı/uyanışa çağırdığı (inzar) üç<br />
şey de “ölüm”, “afet” ve “kıyamet”ten ibarettir…</p>
<p>Üzerinde en az bir yarım saat düşünmediğim tek bir ayeti kalmayan Kur’an’dan<br />
benim anladığım budur.</p>
<p>Bunların dışında ne olağandışı mücizeler göstermiş ne de gelecekten haberler<br />
vermiştir. Çünkü o bir din adamı olmadığı gibi, sihirbaz ve kâhin de<br />
değildir. Ve fakat etrafında toplanan sahabeleri yarınlar için<br />
yönlendirdiğini, hedef gösterdiğini, teşvik veya uyarılarda bulunduğunu da<br />
görüyoruz. Bunlar inkarcıların isteği doğrultusunda mucizeler göstermek veya<br />
gelecekle ilgili kehanetlerde bulunmak anlamına gelmez.</p>
<p>Nebi, peyâm-ber: haber getiren/haberci demektir. Peygamber kehanette<br />
bulunmaz ancak inzâr eder. Yani ölüm, afet ve kıyamet hakkında insanları<br />
uyarır/ uyanışa çağırır. Bunların kaçınılmaz olduğunu, bunlardan birisi<br />
gelip çatmadan önce aklımızı başımıza toplamamızı, tövbe ederek Allah’a<br />
dönmemizi, bunun için de Allah’ın buyruklarına uymamızı ister. Bundan bizzat<br />
kendini de sorumlu tutar. Söylediklerine en önce kendisi uyar. Çünkü hep<br />
Müslümanların ilki/öncüsü olmakla emrolunduğunu söylemiştir.</p>
<p>Kâhin kehanette bulunur, sihirbaz ise büyücülükle göz boyar. Peygamber ise<br />
inzar ile tebşir eder. Yani kötüleri uyarır, iyilere müjde verir. Kahin<br />
“olmamış olanı”, sihirbaz da “olağandışı olanı” meslek edinmiş kişidir.<br />
Peygamber ise “olmakta olanı” (ölüm, afet) ve “olacak olanı” (kıyamet) haber<br />
verir/uyarır. Üstelik bunu meslek icabı da yapmaz; lütuf ve rahmet olarak<br />
yapar. Ne yazık ki çoğu müslümanın zihninde bunlar birbirine karışmış<br />
durumdadır…</p>
<p>***</p>
<p>Az önceki ayetlerde geçen “azîm” kelimesi Arapça’da büyük, şanlı, görkemli<br />
demek olduğu gibi, kelime kökü olarak “kemik” anlamına da geliyor.</p>
<p>Bu durumda hulq-i azîm; dik duran, omurgalı, ilkeli bir ahlakı, asil bir<br />
karakteri, kemikleşmiş değerleri, kararlı bir duruşu olan, önüne çıkan ilk<br />
engelde onları eğip bükmeyen anlamına gelir.</p>
<p>Bu durumda Kur’an-ı azîm de; dik duran, omurgalı, ilkeli, asil sözleri olan,<br />
kararlı bir duruş sergileyen, konjöktüre göre eğilip bükülmeyen, bir takım<br />
kemikleşmiş değerlerini ısrarla vurgulayan ve onların dile gelen soylu sesi<br />
demek olur.</p>
<p>“Konjoktüre göre eğilip bükülmeyen kemikleşmiş değerlerin” ne olduğuna ise<br />
birazdan geleceğiz.</p>
<p>***</p>
<p>Kur’an’da “mucize” kelimesinin geçmediğini görüyoruz. Bunun yerine<br />
kullanılan kavram “ayet”tir. Ayet ise apaçık ortada olan, olmakta olan<br />
demektir. Dolayısıyla mucize talepleri karşısında apaçık ortada olan,<br />
olmakta olan, oluş halinde olanla inkarcıların karşısına çıkıldığını, ancak<br />
bununla cevap verildiğini görüyoruz.</p>
<p>Şüphesiz, Hz. Peygamber’in ruh dinginliği/termemiz vicdanı (ruhu’l-kuds)<br />
üzerinden insanlığa seslenen, dipdiri yaşam kaynağı ve yarattıkları üzerinde<br />
titreyenden (hayyu qayyum) başkası değildi.</p>
<p>Öyleki, Hz. Peygamber manevi yükselişinde (urûc, mi’râc) bir yay mesafesi<br />
kalıncaya kadar O’na yaklaştı, hatta daha da fazla…</p>
<p>Son ufuk çizgisindeki hayret makamına (sidretu’l-münteha) kadar gitti…</p>
<p>Melekût aleminde nura garkoldu. Rabbinin en büyük ayetlerini gördü…</p>
<p>Fakat kalbin/gönlün/vicdanın (fuâd) gördüğüne göz yalan demedi.</p>
<p>Göz ne şaştı, ne de gördüğünü aştı… (Necm; 53/5-18)</p>
<p>Bunlar ne demektir?</p>
<p>M. İkbal’in yorumuyla, yani Hz. Peygamber miraca yükseldiğinde Allah’ta yok<br />
olmadı. Kendini kaybetmedi. Kişiliğini ve benliğini korudu fakat O’nu da<br />
aşmadı. Nura garkoldu, O’ndan aldığı feyz ile dopdolu hale geldi ve<br />
“azîm/muazzam” hareketini başlatmak üzere yeryüzüne döndü. Eğer bir veliye<br />
kalsaydı, oradan dönmez ve Allah’ta fenafillah olurdu.</p>
<p>Fakat o döndü çünkü Allah bizi kendinde yok olmamız (fena) için değil;<br />
kendimizi O’nda açmamız, geliştirmemiz, kendimiz olmamız, meydana<br />
çıkarmamız, yapmamız, etmemiz, eylememiz (abd) için yaratmıştı.</p>
<p>Demek ki Allah ile insan arasında “karşılıklılık” (ecr) ilişkisi vardır. Bu<br />
interaktif, dinamik bir ilişkidir. Buna göre insanoğlu, Allah katında<br />
değerinin ne olduğunu anlamak istiyorsa, kendi katında Allah’a ne değer<br />
verdiğine bakmalıdır. O neyse, öteki de odur.</p>
<p>O peygamber ki, bir yay mesafesince O’na yükselmiş olmasına rağmen yeryüzüne<br />
geri dönmüş ve Mekke’nin en kaba saba müşrikleriyle, Medine’nin kalleş<br />
münafıklarıyla, çölün dar kafalı bedevileriyle uğraşmıştır. 23 yılın sonunda<br />
Allah’tan aldığı o feyz ile yeryüzünün “azîm” sahibi “muazzam” insanlarını<br />
yetiştirmiş, kardeşlik devrimi yapmış, ahlak mucizesi gerçekleştirmiştir.</p>
<p>İşte Hz. Peygamber bunu, sahip olduğu azîm ahlak (hulk-azim) ve vicdanında<br />
yankılanan Kur’an-ı azîm gibi bir “burhan-ı hakikat” ile başarmıştır. Elinde<br />
böyle bir güç ve imkan varken gerisi onun için zaittir (fazlalıktır,<br />
gereksizdir).</p>
<p>Çünkü onun ahlakı Kur’an’dı. O bir yürüyen/yaşayan Kur’andı.</p>
<p>İnkarcıların “olağandışı” mucize taleplerine hep “olmakta olanı” yani oluş<br />
halinde olanı; tarihi, tabiatı ve hayatı göstererek cevap verdi.</p>
<p>Tarihin meydanına, sahip olduğu azîm ahlak ve vicdanında yankılanan Kur’an-ı<br />
azîm ile çıktı. Karşı konulamayan, aciz bırakan (muciz) işte buydu.</p>
<p>Onun mucizesi bütün karakterini kuşatan muazzam ahlakı ve dilinden dökülen<br />
Allah’ın muazzam kelimeleriydi. Bu ikisini kendinde birleştirmiş, onun için<br />
de yürüyen Kur’an olmuştu. Bunlar onda kemikleşmiş, ete kemiğe bürünmüştü;<br />
yani “azîm” hale gelmişti.</p>
<p>***</p>
<p>Düşünelim, bir insan için en büyük güç nedir?</p>
<p>Lekesiz, günaha bulaşmamış bir hayat değil midir? Dahası bunu hiçbir şart<br />
altında eğip bükmemesi, bozmaması değil midir? Bundan daha büyük bir güç ne<br />
olabilir?</p>
<p>İşte Hz. Peygamberde olan buydu.</p>
<p>Bunun önünde duralamazdı ve durulamadı da…</p>
<p>Yine düşünelim, en büyük, en güçlü söz hangisidir?</p>
<p>Vicdanın derinliklerinden gelen söz değil midir? Dahası bu sözün hiçbir şart<br />
altında susmaması, eğilip bükülmemesi değil midir? Bundan daha büyük bir söz<br />
ne olabilir?</p>
<p>İşte Kur’an’da olan buydu; “Bu kız çocukları hangi suçundan dolayı diri diri<br />
toprağa gömüldü?”</p>
<p>Bu söz Mekke’nin sokaklarında yankılanmaya başlayınca, kılıcını kınından<br />
çeken “Kılıcım bu sözün arkasındadır” dedi ve Hz. Peygamberin etrafında<br />
kenetlendi. “Söz” vicdanın derinliklerinden geliyordu. Çünkü vicdanın sesi,<br />
her doğan Ademoğlunun zürriyetinde; fıtratında, ruh dünyasında yankılanın iç<br />
ses (qalu bela) demekti. (Araf; 5/172). Çünkü her doğan çocuk bu fıtrat<br />
üzere doğmaktaydı. Kelimelere dökülen o fıtratın sesiydi.</p>
<p>İşte gerçek hayat dertlerinin dini (dinu’l-gayyime) buydu.</p>
<p>Fil dişi kulelerinin değil; gerçek hayatın dertlerine eğilen, onlar üzerinde<br />
titreyen, onlar için sık sık ayağa kalkan, oraların sesi, eğilmeyen,<br />
bükülmeyen yolu (ı’vecen gayyime) buydu. “I’vec/âc” kök olarak fil dişi<br />
kulesi demek, “gayyime” da çokça ayağa kalkan…</p>
<p>Yaratıklarına karşı bigane, tahtına kurulmuş alemi seyreden Zeus değil;<br />
dipdiri yaşam kaynağı ve yarattıkları üzerinde titreyen (hayyu gayyum) bu<br />
demekti…</p>
<p>Bunun içindir ki Hz. Peygamberin azîm (kemikleşmiş, durmuş, oturmuş)<br />
ahlakında sevgi, merhamet, doğruluk, dürüstlük, erdem, yiğitlik, mertlik,<br />
haya, güven, sadakat, asalet, vefa, dostluk, kardeşlik gibi gerçek hayat<br />
mecralarında akan büyük hasletler vardı. Onun mucizesi yani insanı acze<br />
düşüren ve karşı konulamayan şey bu hasletlerden ömrü boyunca hiç şaşmaması,<br />
kararlılıkla sürdürmesi, ete kemiğe büründürmesi, gittiği her yerde<br />
yürüyen/yaşayan hale getirmesiydi.</p>
<p>Bunun karşısında kim nasıl durabilirdi?</p>
<p>Lekesiz bir hayat karşısında tutunmak mümkün müdür?</p>
<p>Günümüzde bile, pisliği, yolsuzluğu, hırsızlığı, gizli günahı, ikiyüzlülüğü,<br />
aldatması, sümen altında bekletilen dosyası, sahte faturası, usulsüzlüğü,<br />
ortaya çıkarılacak kaseti vs. olmayan birisinden daha güçlü kimdir?</p>
<p>Böylesi bir kişilik karşısında her tür iftira, saldırı, karalama kampanyası<br />
tel tel dökülmez mi? Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün…</p>
<p>Böyle birisini kim tutabilir?</p>
<p>İşte Hz. Peygamberin karşısında bunun için tutunamadılar.</p>
<p>Çünkü karşı çıkanların her biri günahın içine batmıştı. “İlk taşı hiç günah<br />
işlemeyen atsın” dense, onun dışında atabilecek yoktu. Kirlenmişlerdi, her<br />
birinin nice gizli günahları vardı ve onlar asıl bundan dolayı yerlerinden<br />
kıpırdayamıyordu. Her şeyden kaçabilirlerdi ama kendi vicdanlarından<br />
kaçamazlardı ve kaçamadılar da…</p>
<p>Yolsuzlukları, hırsızlıkları bir türlü önleyemeyen düzenler neden devam edip<br />
durur sanıyorsunuz? Taraflar zaten işin içinde de ondan. Bu tür düzenlerde<br />
kimse kimsenin aleyhine fazla ileri gidemez çünkü işin içinde kendileri de<br />
vardır. Hepsinin elinde, rakibinin aleyhine zamanı geldiğinde piyasaya<br />
sürülecek gizli dosyalar bulunur. Bunun içindir ki yolsuzluk düzenleri bir<br />
türlü yıkılamaz. Bir “mucize” beklenir ama bir türlü çıkmaz. Çünkü içlerinde<br />
kırk yıl lekesiz ömür sürmüş bir “el-emin” yoktur.</p>
<p>***</p>
<p>Kur’an’ın özünde Allah’ın birliği (tevhid), bölünmez bütünlüğü (samed),<br />
sevgi ve merhamet (rahmet), iyilik, güzellik, doğruluk (salihat), doğruluk<br />
ve dürüstlük yolu (sırat-ı mustakim), korku ve titreme (huşu), saf bir yürek<br />
temizliği (ihlas), sağduyudan şaşmayan bilgelik (hanif) vardı.</p>
<p>Ezilenlerin (mustezafîn) yeryüzünün önderi olacağı, zalimlerin, despotların,<br />
tiranların, büyüklük taslayanların (müstekbir) kaybedeceği, eninde sonunda<br />
sözün namusunun (sıdk), iyiliğin ve adaletin galip geleceği vaadi vardı.</p>
<p>Bunun karşısında kim nasıl durabilirdi? Ne zamana kadar durabilirdi?</p>
<p>İnsanlık vicdanının (basâiru li’nnâs) ve insanlığın anayolunun/temel<br />
değerlerinin (hablun minen-nâs) sesi ve soluğu olduğunu ilan eden bir kitap,<br />
dünya durdukça insanlığın dimağında yankılanmaya devam etmez mi?</p>
<p>İşte Hz. Peygambere verilen mucize buydu.</p>
<p>Hz. Peygamberin azîm ahlakı ve içinde insanlığın şerefi olan Kur’an-ı azîm<br />
onun elindeki yegane mucizeydi. Kur’an’ın icazı, dil ve edebiyat harikası<br />
oluşundan ziyade, içeriğinden, konularından ileri gelmekteydi. İnsanları<br />
sarıp sarmalayan buydu.</p>
<p>***</p>
<p>Yeri gelmişken, Kur’an’ın harflerinde, cümlelerin matematiksel dizilişinde<br />
mucize arayanlar cifrcilikle, hurûfilikle, şifrecilikle, 19.culukla Kur’an<br />
metnine işkence çektirmektedirler.</p>
<p>Kur’an-ı azîm’i ahlak-ı azim’den ayırmanın sonu budur. Bu seferde mucizeyi<br />
gerçek hayat mecralarında akan ahlak- azimde değil; Kur’an’ın sırf metninde<br />
ararsınız. Kur’an’ı yaşayan hayattan ve kendi anlam dünyasından söküp<br />
kopardınız mı elinizde cümle yığınları kalır. Eh, cümle yığınlarından da<br />
olsa olsa şifreler, cifrler, ebcedler, matematiksel mücizeler (!) çıkar.</p>
<p>Bu nedenle ne dendiğini bırakıp cümlelerin dizilişine, harflerin ebced<br />
hesabına dalmak, işaret edilen yönü bırakıp işaret parmağıyla uğraşmanın<br />
diğer bir versiyonundan başka bir şey değildir. Oysa işaret edilen yön<br />
apaçık ortada; ibret alınacak zengin tarih, canlı tabiat, yaşayan hayat,<br />
akıl ve vicdan sahibi (ulu’l-elbâb) insan…</p>
<p>***</p>
<p>Şu halde apaçık ortada olan (ayet) -halk arasında mucize diye bilinir- Hz.<br />
Peygamberin lekesiz ömrü ve tertemiz vicdanı üzerinden seslenen Kur’an-ı<br />
azîmdir. Çünkü peygamberler sözün namusunun dile gelen soylu sesi (lisan-ı<br />
sıdk) ve yeryüzünde Allah’ın nefesi, sesi ve soluğudurlar (kelimullah).</p>
<p>Apaçık ortada olan (ayet) -halk arasında mucize diye bilinir- Hz.<br />
Peygamberin inkar edilemez, karşı konulamaz ve dahi acze düşüren ahlakı yani<br />
hulq-i azîmdir. Öyle ki kendisine suikast planlayanlar, hem onu öldürmek<br />
istemişler hem de mallarını ondan başka emanet edecek kimse bulamamışlardı.</p>
<p>Apaçık ortada olan (ayet) -halk arasında mucize diye bilinir- Hz.<br />
Peygamberin elindeki asasıydı. O asa ile kendi çağının putlarını teker teker<br />
devirdi. Kabe’nin içini şirkten, putperestlikten temizledi.</p>
<p>Bunu ne ile başardı?</p>
<p>Üfürükle, hurafeyle, kehanetle, tütsüyle, sırla, büyüyle değil; gerçek hayat<br />
meydanında yürüyen/yaşayan Kur’an olmakla&#8230;.</p>
<p>Siz de böyle olursanız eliniz birer “asa” ya dönüşür ve onunla kendi<br />
çağınızın putlarını teker teker devirirsiniz.</p>
<p>Kurtuluş, ne mezarlardan dirilecek enbiya ile, ne de bulutların arasından<br />
süzülerek gelecek evliya ile gelir. Bilakis kurtuluş, yaşayanların<br />
yüreğinden taşarak, alın terinden dökülerek, kurşun dökülmüş duvar gibi<br />
kenetlenmiş saflarından yayılarak ve gerçek hayat mecralarından fışkırarak<br />
gelir. Büyük ahlaka (hulq-i azîm) ve büyük Kur’an’a (Kur’an-ı azîm) sıkı<br />
sıkıya sarılarak, onları ete kemiğe büründürerek, kendi çağ ikliminde<br />
yürür/yaşar hale getirerek gelir.</p>
<p>İşte Hz. Peygamber’in destansı mucizesi buydu.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/124/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/124/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/124/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=124&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/16/peygamberimizsavin-mucizesi-ne-idi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Müslüman mıyız Milliyetçi miyiz?</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/musluman-miyiz-milliyetci-miyiz/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/musluman-miyiz-milliyetci-miyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2007 06:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/musluman-miyiz-milliyetci-miyiz/</guid>
		<description><![CDATA[Başlığın galat-ı meşhur neviinden olduğu aşikardır. Malumdur ki, bir toplumun dinini ifsad etme yollarından biri de; dili ifsad etmek ve kavramların içlerini boşaltarak resmi ideolojiye uygun manaları bireylerin zihinlere yerleştirmektir. Millet ve milliyetçilik gibi kavramlara bu gün için yüklenmiş manalara bakarsak bahsi geçen ifsada ciddi birer örnek teşkil edecektir. Kur’an’ın ifadesiyle millet kelimesinin karşılığı din, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=123&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlığın galat-ı meşhur neviinden olduğu aşikardır. Malumdur ki, bir toplumun dinini ifsad etme yollarından biri de; dili ifsad etmek ve kavramların içlerini boşaltarak resmi ideolojiye uygun manaları bireylerin zihinlere yerleştirmektir. Millet ve milliyetçilik gibi kavramlara bu gün için yüklenmiş manalara bakarsak bahsi geçen ifsada ciddi birer örnek teşkil edecektir. Kur’an’ın ifadesiyle millet kelimesinin karşılığı din, şeriat ve ümmet manalarına tekabül eder. Misal;</p>
<p><strong>“De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah&#8217;ı birleyen İbrahim&#8217;in milletine (dinine) iletti. O, ortak koşanlardan değildi.” (Enam 161)</strong></p>
<p><strong>“İbrahim&#8217;in milletinden (dininden) kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm&#8217;ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” (Bakara 130,131,132)</strong></p>
<p>Ancak günümüzde millet ve milliyetçilik kavramları resmi ideoloji eliyle tahrife uğratılmıştır. Şu kaydı da düşmekte yarar var ki; bahsettiğimiz resmi ideoloji seksen küsür yıllık bir resmi ideoloji değildir. Faşist, zorba ve kendi ırkının ya da hanedanının dışındakini öteki sayan ideoloji yakın tarihimizde Emeviler’e dayanırken uzak tarihimizde Şeytan’a dayanmaktadır. “Ateş topraktan üstündür” söylemiyle başlayan ırkçılık “falan soy, filan soydan üstündür” anlayışına dönüşmüştür. <span id="more-123"></span></p>
<p>Millet ve Milliyetçilik kavramları Kur’an’i manadan uzaklaştırılıp mana karşılığı olarak ırk, soy, sop belli sınırlar içerisinde aynı dili konuşan toplum bütününü ifade edici anlamlar yüklenmiştir. Bir dildeki kelimeyi, kavramı alır “ben bu manayı veriyorum, ben yaptım oldu” derseniz diyecek bir şey yoktur. Ancak akl-ı selimin gereği “bir dilden aldığım kelimenin manası gerçekte şudur ve bende aslına uygun bir mana ile kullanıyorum” diyebiliyorsanız ilmi olarak objektif ve şahsiyetlisinizdir. Buna rağmen “ben millet kavramından kendi ırkımı anlıyorum” derseniz ve kendi ırkınıza atfen “hem milliyetçiyim hem müslümanım” söyleminde bulunursanız hem dil bilimi açısından hem de Kur’an ilmi açısından ciddi bir yanlışlık içindesinizdir. “Önce şucuyum sonra müslümanım” veya “hem müslümanım hem de şucuyum” ifadelerini gerçekten müslüman olan birisi en azından şu iki ayet çerçevesinde değerlendirmek zorundadır.</p>
<p><strong>“Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim&#8217;in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur&#8217;an&#8217;da) size &#8220;müslümanlar&#8221; adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah&#8217;a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!” (Hacc 78)</strong></p>
<p><strong>“De ki;Allah&#8217;ın boyasıyla boyandık. Allah&#8217;tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O&#8217;na kulluk ederiz .” (Bakara 138)</strong></p>
<p>Evet! Allah-u Teâla bize “Müslüman” ismini beğenip seçmiştir. Bu bizim boyamızdır, rengimizdir, kisvemizdir. Bizler müslüman sıfatını karşılamayan, eş anlamı taşımayan başka bir sıfatla kendimizi tanımlayamayız. Kur’an diliyle Müslümanlardan sayılma manasına gelebilen millet kavramına başka manalar yükleyerek “milliyetçiyiz” demekle meseleyi kurtaramayız. Bu tür tevessüller topyekün batıldır. Allah-u Teâla’nın bize beğenip seçtiği, uygun gördüğü isim ve sıfatlarla kendi kimlik tanımlamamızı yapmamız gerekiyor. Müslüman mıyız değil miyiz? Bu soruya vereceğiniz evet ya da hayır (Hafzallah) cevabı her şeyi kökünden çözecektir. “Müslümanım ama beraberinde şu ırkı üstün görüyorum veyahut şucuyum” diyorsak uhrevi sıkıntıya hazır olduğumuz gibi kendi tanımlamamızın dışında kalan tüm bireylerle de er ya da geç çatışmaya hazır olmalıyız!</p>
<p><strong>“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O&#8217;ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 13)</strong> ayeti ile İslam kavimleri tanır, üstünlük verisi olarak da takvayı esas görüp kavmiyetçiliği reddeder. Bilal-i Habeşi(r.a)’yi tanır, hürmet eder ama Habeşçiliğe asla müsaade etmez. Selman’ı Farisi(r.a)’yi Resulullah(s.a.v) ehli beytten sayar. Hatta ensar, ensardan, muhacir, muhacirden saymak ister. Ama asla Farisicilik yoktur.</p>
<p><strong>Kur’an’da ki İnce Mesaj:</strong></p>
<p>Kavim, ümmet, millet, din, bir taifeye aidiyet hissine kapılma konularında Kur’an’da İbrahim(a.s) üzerinden çok ciddi mesajlar vardır. Bu mesajları kavramak için önce şu soruyu sormamız gerek: Neden Kur’an’da bir çok yerde <strong>“İbrahim’in milletinden olmak”</strong> vurgusu yapılmıştır da “İsa(a.s)’ın” ya da “Musa(a.s)’ın” milletinden olmaktan bahsedilmemiştir?</p>
<p>Burda en az dört ayrı taifeye mesaj vardır. Bunlardan ikisi Yahudi ve Hıristiyan milletidir. İki taifede, İbrahim(a.s)’ı sahipleniyor, İbrahim(a.s)’ın haşa kendi dinlerinden olduğunu iddia ediyordu. Ama İbrahim(a.s) ne Yahudiler gibi ırkçı ve materyalist bir felsefe üzerine idi ne de Hıristiyanlar gibi faşist dinciliği red adına tevhidden uzaklaşıp kucaklayıcı, hümanist bir felsefe üzerine dinini ikame etmişti. Çünkü Yahudiler dini kendi ırklarına has görüyorlardı. Dine ancak kendi kavimlerinin hizmet edebileceğini ve seçilmiş olduklarını iddia ediyorlardı. İbrahimin(a.s) milletinden olmayı Yahudi ulusalcılığına dönüştürmüşlerdi. Böylelikle Yahudi ulusalcılığı hafif bir manevra ile Yahudi ırkçılığına (siyonistliğe) dönüvermişti. Yahudileri ıslah adına gönderilen İsa(a.s)’dan sonra tahrife uğrayan Tevhid dini Hıristiyanlık adı altında anti ırkçı söylemlerle yeşerdi. Irkçı olmama, dini, bir taifeye has görmeme adına, hümanizm eksenli bir din uyduruldu. Yahudi materyalistliğine karşı ruhbanlık icad ettiler. Ve her biride Musa(a.s)’ı ve İsa(a.s)’ı elçi olarak kabul ettiklerini iddia ederek tezlerini ispata kalktılar. Delillerinin yetmediği yerde İbrahim(a.s)’a kendilerini isnad ettiler. Çünkü her iki taifede İbrahim(a.s)’ı peygamber olarak kabul ediyordu. Oysa İbrahim(a.s) Tevhid dinini ne bir kavim nede bir hümanist felsefe üzerine bina etmişti. Hatta İbrahim(a.s) Tevhid adına babasını dahi tanımayacak kadar soysopçuluktan uzaktır. Yine İbrahim(a.s) madde ve mana dengesini en iyi sergileyebilen bir nebidir. Put maddesini balta maddesiyle kıracak kadar somutu yerinde kullanabilen, akıl ile yaratıcıyı bulabilecek kadar ve Nemrut’u şaşkına uğratacak kadar akıllıca sorular sorarak soyutu en güzel şekilde değerlendirebilen bir nebidir. Bu manada hem Yahudi felsefesine hem Hıristiyan felsefesine delil teşkil etmesi akla ve nakle aykırıdır. Yine bu şekli ile İbrahim(a.s) hem ırklar üstüdür hem de kendilerini din sahibi olarak tanımlayan Yahudi ve Hıristiyanlar açısından “dinler” üstüdür. Bu noktada Yahudi ve Hıristiyanları “İbrahimi dinler” olarak tanımlayıp onlara izzet yüklemeye kalkışmakta Tevhidi açıdan ciddi bir yanlıştır. Kur’an bu konuyu şöyle deşifre eder; <strong>“Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz? İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah&#8217;ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi,putlara tapıcı müşriklerden de değildi. (Al-i İmran 65,66,67)</strong></p>
<p>Yukarıdaki ayetlere binaen İbrahim(a.s)’ın milletinden, dininden olmak mesajından nasiplenmesi gereken diğer taife Arap müşriklerdi. Çünkü onlarda İbrahim(a.s)’ı ve İsmail(a.s)’ı biliyorlardı. Hatta o derecedeydi ki (Haşa!) cahiliye döneminde Kâbe’nin içinde var olan putların ikisini İbrahim(a.s) ve İsmail(a.s)’a atfediyorlardı. Az evvelki ayeti kerimede Yahudi ve Hıristiyanların iddiası reddedilirken aynı zamanda puta tapmanın da reddedildiğini gördük. Cahiliye araplarıda kendilerini İsmail(a.s)’ın soyundan gelmekle ve Kâbe’nin hizmetkarlığını yapmakla kendi ırklarının en üstün olduğunu iddia ediyordu. Ama Kur’an üstünlüğün bunlarda olmadığını vurgulayarak İbrahim(a.s)’dan olmanın tek yolunun Allah(c.c)’a iman ve Muhammed(s.a.v)’e tabi olmakla mümkün olacağını peşi sıra gelen ayetle izah ediveriyor.</p>
<p><strong>“İnsanların İbrahim&#8217;e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.” (Al-i İmran 68)</strong></p>
<p>“İbrahim milletinden olmak” mesajından nasiplenmesi gereken dördüncü taifede biz Muhammed(s.a.v)’in ümmetiyiz. Burada bizim almamız gereken mesaj ırkların yaratılmasındaki maksat dinin ikamesi ya da üstünlük vesilesi için değil Hucurat süresinde beyan edildiği gibi sosyal ve kültürel olgular içindir. Şanlı tarih hastalığına kapılarak kendi ırkımız üzerine İslam’ı bina ettiğimizde o bina mutlak göçecektir. Çünkü İslam’ın kendisi bir bloktur. Ve İslam ilim ve ibadet üzerine bina olur. İslam hiçbir ırka mahkum değildir. İslam hiçbir ırkın üstün(!) gayretleriyle aziz olmaz. Ancak İslam’a hizmet etmekle aziz olunabilir. İbrahim(a.s)’a iman eden ve Muhammed(s.a.v) ümmeti olan bizler iyice kavramalıyız ki; Allah hiçbir kavme, ırka, hanedana ayrıcalık tanımaz. İslam’a hizmet etmek isteyen, İslam’la izzet bulmak isteyen, İslam’la iktidar olmak isteyenler sırf atalarının hizmetlerinden dolayı bu izzetleri ellerinde tutamazlar. Dinlerinden vazgeçenler hangi kavme ait olurlarsa olsunlar var sandıkları izzetten yoksundurlar. <strong>“Eiman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir kavim getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah&#8217;ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah&#8217;ın lütfu ve ilmi geniştir. (Maide 54)</strong></p>
<p>Şerefli bir millete ait olmak isteyenler bilmelidir ki en şerefli millet(ümmet) olmanın tek yolu “la ilahe illallah Muhammeden Resulullah” deyip bu kelimenin gereklerine göre yaşamaktır. “La ilahe” derken ırkın, soyun sopun ilahlaştırılmasına da “La” denilmelidir. Ataların yaptığı iyiliklerin ve kötülüklerin bize olan yansıması ibretten başka bir şey değildir. Her insan kendi döneminden mesuldür. Kendi döneminin izzeti ya da zilleti ile yaşar.</p>
<p><strong>“Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.” (Bakara 134)<br />
</strong></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/123/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/123/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/123/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=123&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/musluman-miyiz-milliyetci-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>*Günümüz Cahiliye Toplumu*</title>
		<link>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/gunumuz-cahiliye-toplumu/</link>
		<comments>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/gunumuz-cahiliye-toplumu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2007 05:49:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahrar</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/gunumuz-cahiliye-toplumu/</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz, aktif cahili toplumu; İslâm aydınlığından mahrum, bünyesi şirkle dolu, fesadın her yeri kapladığı, fuhuş, zina, sınırsız arzular, kin, önüne geçilemez mal ve servet hırsı, benlik, nefret, içki ve alabildiğine insanı ürküten insanlık dışı hayatın tüm unsurlarına sahiptir. Bütün bunlara, tahrif edilmiş dinleri, dinleştirilen mezhepleri, bağnaz sofizmin mistik duyguları da eklendiğinde, ortaya çıkan manzara tam [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=122&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz, aktif cahili toplumu; İslâm aydınlığından mahrum, bünyesi şirkle<br />
dolu, fesadın her yeri kapladığı, fuhuş, zina, sınırsız arzular, kin, önüne<br />
geçilemez mal ve servet hırsı, benlik, nefret, içki ve alabildiğine insanı<br />
ürküten insanlık dışı hayatın tüm unsurlarına sahiptir. Bütün bunlara,<br />
tahrif edilmiş dinleri, dinleştirilen mezhepleri, bağnaz sofizmin mistik<br />
duyguları da eklendiğinde, ortaya çıkan manzara tam anlamıyla kaostur.<br />
Böylece toplumların, kitlelerin aptallaştırıldığı, kendi elinin neticelerine<br />
karşı çıkan, reddettiklerini alkışlayan ucûbe bir millet görüyoruz…</p>
<p>İslami olma iddiasında bulunulması suretiyle, birtakım İslâmi motiflerle<br />
süslü, ancak vahiy ile bağdaşmayan düşünce ve pratiklerin sahiplenilmesi<br />
ise, problemin daha da sıkıntılı bir hal almasına sebep oluyor. Demokratik,<br />
laik, çağdaş, liberal v.s gibi süslü laflarla toplumlar köleleştiriliyor…<br />
uyutuluyor…</p>
<p>Demokrasi. Şuursuz kalabalıkların yönetimi. Bu kuru kalabalığın, her türlü<br />
köleliği kendisine reva gördüğü sistem. Egemenliğin cehalete teslimi.<br />
Efendiler tarafından ayaklara vurulan prangaları, kendi elleriyle kafalarına<br />
vuranların sistemi… &#8220;Buyurun sırtımıza binin! Sizi taşıyalım efendim!&#8221;<br />
diyenlerin düzeni…Demokrasi, arzulanan hak ve adaleti tesis edebilmekten<br />
uzak, kadın, müzik gibi araçlarla insanların şehevi dürtülerini tatmin edip<br />
putlaştıran ve putlarını da (çareyi tüketmeyip) hoşnut edenlerin yönetimi…<br />
Bir avuç kendini seçtirmiş imtiyazlıların ve despotların çiftliği… Şuursuz<br />
çoğunluğun destek ve iştirakiyle rasyonelleştirdiği, koyun sürülerine bile<br />
reva görülemeyecek sistem… <span id="more-122"></span></p>
<p>Hiçbir akıl sahibi, kaynağı Allah (c.c.)&#8217;ye itaate dayanmayan, çoğunluğun<br />
her zaman hak üzere olacağını söyleyemez. Allah (c.c);</p>
<p>&#8220;Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah&#8217;ın yolundan<br />
saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tabi olmaz, yalandan başka söz de<br />
söylemezler.&#8221; (En&#8217;âm 116)</p>
<p>&#8220;Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah&#8217;a iman ederler.&#8221; (Yusuf 106)</p>
<p>Kapitalist, demokratik sistemler, kitleleri aptallaştırmış, düşünmekten<br />
alıkoymuştur. Böylece pasifize edilmiş fertleri de, hayatın en zelil ve<br />
aşağılık halini yaşarlar.</p>
<p>Bunların içinde de hiç kuşkusuz en zelilleri, kendilerini İslâm&#8217;a nisbet<br />
ettikleri halde, İslâm&#8217;ın hakimiyeti için en ufak bir endişe bile duymayan,<br />
İslâm dışı batıl ve cahili hayat tarzlarını destekleyen, seven, işbirliği<br />
yapan, hatta onların fetva makamı olan, sistemin açmazlarında denge unsuru<br />
olarak kendilerine başvurulan kafirlerdir. Maalesef bazılarıysa,<br />
kendilerinin tâğûti sistemden beri olduklarını söyledikleri halde,<br />
kafirlerle velâyet bağı kuranları bu kez kardeş kabul ederek onları<br />
vahdetlerine (!) iştirak ettirirler.</p>
<p>Allah (c.c)&#8217;yü yaratıcı olarak kabul ettiği halde, hükmedici olarak kabul<br />
etmemek veya hükmün bütünüyle Allah&#8217;a ait olduğunu askıya almak, yani<br />
sıfatlarından kimini kabul ederken kimini de kabul etmemek, Rabbimiz (c.c)&#8217;nün,<br />
putperestler olarak nitelendirdiği müşriklerle aynı olmak demektir. Geçmiş<br />
kavimleri ve İslâm öncesi cahiliye dönemi insanını müşrik yapan unsurun,<br />
Allah (c.c)&#8217;yü inkar etmeleri olmadığını görmüştük. Onları müşrik yapan<br />
sebep; Allah (c.c)&#8217;yü göklerin hakimi kabul ettikleri halde, yerdeki<br />
hükümranlığını kabul etmeyişleriydi. Hükümranlıkta pay istemeleri,<br />
akıllarına ve nefislerine uymayan hükümleri reddetmeleriydi. Bu ise, kendi<br />
nefislerini ilah edinmiş olmalarıydı. Oysa;</p>
<p>&#8220;O, göklerde ve yerde tek Allah&#8217;tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve<br />
şerden) ne kazanacağınızı da bilir.&#8221; (En&#8217;âm 3)</p>
<p>&#8220;Göklerin ve yerin mülkü O&#8217;nundur. Bütün işler ancak O&#8217;na döndürülür.&#8221; Hadid<br />
5)</p>
<p>&#8220;…Hüküm sadece Allah&#8217;a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet<br />
etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu<br />
bilmezler.&#8221; (Yusuf 40)</p>
<p>Meseleye bu perspektiften baktığımızda, geçmiş kavim ve dönemler ile günümüz<br />
cahiliyyesinin tek millet olduğunu görüyoruz. Ancak; günümüz cahiliyyesinde<br />
artık kendi yaptıkları putlara, öyle alışılageldiği gibi bir tapınma yoktur.<br />
Birçok toplumda kendi oluşturdukları, sistemlerini, düşünce ve ekollerini<br />
sembolize eden bayrakların, marşların ve çeşitli sembollerin önünde<br />
neredeyse tapınmaya varan bir tazim söz konusudur. Bu bir kutsama,<br />
ululaştırma halidir. *</p>
<p>Özel putlar ise; payeler, makam-mevki, araba markaları, giyim kuşam<br />
kalitesi, oturulan semt ve tüketim toplumlarının her yeni gün değişen<br />
emtiasıdır.</p>
<p>Hakkın yerini kuvvet, Lât ve Uzzaların yerini de adayış ve ibadet kasdıyla<br />
gidilen, dua edilerek kurbanlar kesilen mekan ve mezarlıklar almıştır.<br />
Kendilerini aynı sıfatlarla tanımlayanların ise, daha farklı isimlere sahip<br />
putları vardır.</p>
<p>Bu kutsanıp ululaştırılanların adı, Lât, Uzza, Menât, ve sair genel ve özel<br />
tanrılar (putlar) değildir. Artık bunların adı, hem dini literatüre girmiş<br />
birtakım kelimeler olup İslâmi manalar taşıyacak, hem de şirk dininin<br />
putlarının işlevini yapmış olacak şeylerdir. Şeyhler, ermişler, veli ve<br />
abdallar… Mezarlar, mabedler, kutsanmış bölgeler, şifa veren eller, çocuk<br />
veren kemerler, evlendiren kayıncaklar daha neler neler… Kısacası büyük<br />
tanrının yaverleri mesabesindeki küçük tanrı ve tanrıçalar. Yani pagan<br />
toplumların, adına Müslüman dedikleri aptal yığınlar…</p>
<p>Günümüz cahiliyyesinde, şunlar Allah için, şunlar da ortakları olan putlar<br />
için diye taksimat ta yok. Çünkü, artık pagan toplumların bile duydukları o<br />
kaygıya sahip değiller. Sadece, mistik duyguları tatmin için Allah&#8217;a ayrılan<br />
bazı zaman ve mallar var. Zamanın en aktifi, en verimli çağı, malın en<br />
güzeli, en göz alıcısı olan dünyalıklar, kendilerine, heva ve heveslerine,<br />
hoşnut etmek için çırpındıkları putlarına ayrılırken, atıl kalınan vakitler,<br />
üretken olunmayan saatler, dünyalıklardan alıkoymayan zamanlar, göz yummadan<br />
alıcısı olunmayan mallar, firavun sofralarından arta kalanlar ve daha nice<br />
angaryalar ise, Allah&#8217;a bırakılıyor. Bunların içinden de işe yarar<br />
görülenler, dünyalıklara aktarılırken, nefis için ayrılan dünyalıklardan<br />
ise, Allah için sarf etmekten, mal, can, nefes tüketmekten bahsedilemez.<br />
Rabb Teâlanın, &#8220;… Ne kötü hüküm veriyorlar&#8221; (En&#8217;âm 136) buyurduğu &#8220;Ortakları<br />
için ayrılan (ki günümüzde kendi nefsini merkeze koyan insanın kendini<br />
putlaştırmasıdır.) Allah&#8217;a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına<br />
ulaşıyor!&#8221; (En&#8217;âm 136)</p>
<p>Sanat ve ilerleme adına da, kendi yapıp kendi taptıkları, şiirleri, kitap ve<br />
resimleri, söz ve şarkıları vardır. Artık Ukaz, Zü&#8217;l Mecâz ve Mecenne&#8217;leri<br />
yok; ancak, her türlü çirkefin sergilendiği festivaller, şenlik ve kutlama<br />
haftaları vardır.</p>
<p>Artık adına, Mev&#8217;ude (Mev&#8217;ude kız çocuklarının diri diri gömülme adetidir)<br />
dedikleri adetleri de yoktur. Kız çocukları cinsiyetinden ötürü toprağa diri<br />
diri gömme vahşetinin yerini, şimdi Feministlerin savunuculuğunu yaptığı<br />
doğum kontrolleri almış. Doğacak çocuğun cinsiyetini beklemeye bile gerek<br />
bırakmayan, adına kürtaj dedikleri mev&#8217;udeleri vardır. Fal çekmeler, ok<br />
atmalar öyle geçmiş ibtidai usullerle yapılmıyor. Çağdaş toplumun mitosları;<br />
fallar, burçlar, şans ve talih oyunları artık ilerici(!) basın-yayın, TV,<br />
kumar otelleri, ilerici demokratik devlet elleriyle organize ediliyor.<br />
Bunların birçoğu cahili işlevinden ötürü adına medya denilen (aptal kutusu<br />
v.s.) sektör tarafından yerine getiriliyor.</p>
<p>Kabilelerarası savaşların yerini, müstekbirlerin sömürülerini garantiye<br />
almak için mustaza&#8217;aflara karşı yaptıkları sıradan savaşlar almıştır.</p>
<p>Tarihte ki Zü-Nüvas&#8217;ların* ve Fayton&#8217;ların Yahudi vahşetini sergileyip<br />
inananları ateş çukurlarında yakma işinin, diri diri toprağa gömme işinin ve<br />
evlenen kızları ilk gecesinde kendi yanlarında alıkoyma vahşetinin yerinde<br />
şimdi güçlünün güçsüze reva gördüğü her tür zulüm için kullanılan, paranın<br />
baskı gücünü görüyoruz.</p>
<p>Şuayb (a.s)&#8217;ın kavminin ölçüyü tartıyı eksik tutması, -ki bu halleri helak<br />
sebebi oldu- üçkağıtçılığı ve aldatmayı beceri haline getiren günümüz<br />
ticaret erbabının yanında dürüst kalmaktadır.</p>
<p>Artık evlere işaretler bırakarak yapılan zina da yok. Diskotekler, pavyon ve<br />
barlarda o işler serbestçe yapılır olmuş. Koca, bir kadınla beraber olurken,<br />
karısı da bir başka erkekle birlikte oluyor.<br />
Lût (a.s)&#8217;ın kavminin, kadınları bırakıp erkeklere yaklaşması, şimdi<br />
Avrupa&#8217;da &#8220;She and She&#8221; ve &#8220;He and He&#8221; gösterileriyle savunulmakta ve<br />
toplumun her kesiminde yaygınlaşmaktadır. Hatta şimdilerde batı toplumunun<br />
büyük bir kesiminde normal bir hal olarak karşılanmaktadır. Yaptıkları<br />
iğrençliklere &#8220;Lûtilik&#8221; veya &#8220;Dayzen&#8221; isimlerini vermiyorlar, ancak bu<br />
iğrençlikleri yeni isimler ve tanımlamalarla daha yaygın bir halde<br />
işlemekteler.</p>
<p>&#8220;Onun için sen Bizi anmaktan yüzçeviren ve dünya hayatından başka bir şey<br />
istemeyen kimselere yüz verme! İşte onların erişebilecekleri bilgi budur.<br />
Şüphesiz ki senin Rabbin, evetO, yolundan sapanı daha iyi bilir; O,<br />
hidâyette olanı da çok iyi bilir.&#8221; (Necm 29-30)</p>
<p>buyuran Allah azze ve celle; &#8220;İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.&#8221;<br />
(Necm 56)</p>
<p>diye son ve kesin uyarıyla korkutup, geçmiş kavimlerin helaklerine sebep<br />
olan şeylerin çok daha fazlasını hatta tümünün sapıklıklarını üzerlerinde<br />
topladıkları halde böylesi insanların helak edilmeyişlerinin sebebini de;</p>
<p>&#8220;Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı,<br />
yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş<br />
bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz<br />
Allah, kullarını görmektedir.&#8221; (Fatır 45) diye bildirmektedir.</p>
<p>*… Fakihlerden biri dedi; &#8220;Muallim sanki İsrail kavminin putları varmış gibi<br />
puta tapıcılık aleyhine konuştun ve bize haksızlık etmiş oldun.&#8221; İsa cevap<br />
verdi; &#8220;Bugün İsrail halkında odundan heykeller olmadığını ben de pekala<br />
biliyorum; fakat etten heykeller var.&#8221; …&#8221; (Barnabas İncili. s.101.) Bu<br />
geçmişteki cahiliye ile günümüz cahiliyyesini kıyaslama açısından dikkate<br />
şayan bir örnektir. Yani putçuluk sadece şekillerde aranmamalıdır.</p>
<p>** Zü-Nüvas&#8217;ın asıl ismi Tübban&#8217;dır. Yahudi dinini kabul ederek Yusuf adını<br />
almış ve zulme başlamıştır. Kur&#8217;an&#8217;da zikredilen Ashab-ı Uhdud&#8217;dan maksad<br />
Zü-Nüvas ve tebasıdır. Onbinlerce insanı ateş çukurlarında yakmıştır.<br />
Zü-Nüvasın ismi Fayton olarak tarihe geçmiştir. Yahudi başkanıdır. (İslâm<br />
Öncesi Arap Tarihi. N.Çağatay. s.95)</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/imakale.wordpress.com/122/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/imakale.wordpress.com/122/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/imakale.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/imakale.wordpress.com/122/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=imakale.wordpress.com&amp;blog=882311&amp;post=122&amp;subd=imakale&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://imakale.wordpress.com/2007/04/13/gunumuz-cahiliye-toplumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f50804b9437a7852a9209df86c9572a7?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahrar</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
